![]() |
İZLİyorum |
![]() |
![]() | |||
toki köprüsüTarih: 23:15 on 4/12/2009 Kategori: BARTIN
TOKİ KÖPRÜSÜ (yada Barış Köprüsü) Evet son seçimlerde TOKİ Yerleşim bölgesinde yaşayan Bartın’lılara söz verildi. İhtiyacı konusunda her kesimin hem fikir olduğu “köprü” yapılacaktı.Çünki, 700 ailenin yerleştiği bölgeye ulaşım için mevcut bir köprü ve adı üstünde “köy yolu” yetersiz kalıyordu.Özellikle iş ve okula gidiş geliş saatlerinde bu ihtiyaç çok daha net hissediliyordu. Dahası 700 ev yapılıyor, ama bölge için yeni bir ulaşım planı atlanıyor, yada unutuluyor, proje kapsamında değerlendirilip planlama yapılmıyordu. Fakat öncelikle merkezi yönetim erkini elinde bulunduranlar ile yerel yönetim erkini elinde bulunduranlar arasında bir köprü kurulması gerekiyordu. Bu köprü şimdilik yerel basına verilen ortak demeçlerle kurulmaya çalışılıyor. Ben inanıyorum ki, bu sağlıksız durum bir büyüğümüzün devreye girmesi, koordinasyonu ve pozitivizmi ile çok yakında aşılır. Çünkü tarafların yapacakları, görev ve sorumlulukları çok net ve açıkça belli…Bir taraf meselenin teknik boyutunu olgunlaştıracak, diğer taraf ise daha çok finans ve ihale sürecinden sorumlu olacak. Teknik boyut deyince; köprünün keşfi yapılacak, metrajı çıkacak, kamulaştırılması gereken alan tespit edilecek, 1/1000’lik proje yapılıp, imar planına işlenecek, Total maliyet belirlenecek… Hatta arazi sahipleri ile görüşülüp köprünün ve bağlantı yollarının arazilerinden geçmesi ile arazilerin değerleneceği anlatılarak belki de bedelsiz kamulaştırmanın yolları aranacak… Sonra da; top merkezi yönetim erkine atılacak, ama cılız değil güçlü atılacak. İş projenin gerçekleştirilmesi için gerekli ödeneğin çıkartılmasına ve ihalenin yapılmasına kalacak. İş bakanlık nezdinde de sıkı takip edilirse mutlu sona ulaşılacak. “Nasıl olsa kamulaştırma engelini aşamazlar…” diye düşünülmeyecek. Bu köprünün yerel imkânlarla yapılamayacağı çok açık… Tabi tarafların öncelikle siyasetçi reflekslerini unutup, yarışı hizmet yarışına dönüştürmeleri, bulundukları makam ve mevkilerin ileride iyi anılmak adına birer şans olduklarını unutmamaları gerekir. Hele bu işin sonunda kim prim yapar, parsayı kim toplar gibi bir küçük hesap içine girmemeleri gerekir. Zaten küçük düşünenlerin kariyerlerinde büyük başarıları olamaz. Ben her iki tarafında çok iyi niyetli olduklarına, meseleyi bir satranç oyununa dönüştürmeyeceklerine inanıyorum. Bunun emareleri mevcut. Zira bir taraf “Bartın için yapılması gereken ne varsa yapmanın gayreti içerisindeyiz, Belediyenin muhalefette olması Bartın’a hizmetlerimizi etkilemez” derken, diğer taraf kişilere “İmar planları üzerinde görüşme yapalım” teklifi yapıyor. Şimdi, Sadece bunları hayata geçirmeleri bekleniyor. Zaten daha önce de Belediyece yapılmış bir çalışma olduğundan işe sıfırdan başlanmamış olacak ve süratle yol alınacaktır. Belediye Başkanımızda, Milletvekilimizde, koordinasyon ve yönlendirme konusunda beklentimiz olan büyüğümüzde toplum beklentilerine vakıf, vakur ve idealist insanlardır. Yıllar önce futbolda Dünya 3. lüğü başarısını yakaladığımızda bu başarıya ne kadar ihtiyacımız olduğunu anlamıştık. İnanın Bartın’ın da kısır çekişmeleri bırakıp, böylesine işbirliğine, dayanışmaya ve ortak sevinçler duyacağımız, ortak başarılara çok ama çok ihtiyacı var. İçimizdeki ses; yeni bir çığır açılacak, TOKİ Köprüsü bunun ilk meyvesi olacak diyor. Belki de adını anket sonucu “BARIŞ KÖPRÜSÜ” koyarız. Bu köprü, Sağlanacak yakıt ve zaman tasarrufu ile ülke ekonomisine yapacağı dolaylı katkılar ile doğaya salıncak egzost gazlarının azalması ile belki de yapılacak en iyi hizmetlerden biridir. KAVRUK YÜZLÜ ANADOLU DELİKANLISITarih: 02:33 on 8/11/2009
İsminin hiç önemi yok,ben ona bu ismi taktım… Beni her gördüğünde “Abi , sana açılımı yaz dedim, hala yazmadın…” diye sitem eder. Kavruk, esmer yüzünün sebebi zemheri soğuğumu, yoksa Çukurova güneşimi, hala merak ederim, bu yağız delikanlının… Bunlar Anadolu’nun ücralarından, ekmek parası için kente gelirler…Ömürleri işaret edilen kente itirazsız taşınmakla geçer… Bazen onlar kenti yener; İbo gibi, Mahsun gibi, Yılmaz Güney gibi. Bazen kente yenilirler, nice isimsiz tutunamayan gibi… *** Kardeş, yine sitem edeceksin ama, Açılımı yazan yazdı. Ulusalcısı, Kürt Siyasetçisi, 2. Cumhuriyetçisi, daha nicesi… Bırak ben seni yazayım. Sıradan insanların öykülerinden başka hiçbir şey daha çarpıcı değildir. Yazayım da kurtulayım dilinden, şu “ısmarlama “ yazıyı… Çünkü, sen kentin her yerinde, beklemediğim anda karşıma çıkıyorsun… Zira makus talihin nedeni ile , Hep kısa çöpü çekiyorsun… Sık sık görev yerin değiştiriliyor. İlahlar kurban istediğinde, Sen seçiliyorsun… **** İlk tanıştığımız gün, nasılda sevmiştik birbirimizi… Nasılda tüm doğallığınla anlatmıştın uğradığın haksızlıkları… Daha kolay bir iş ile mükafatlandırıldığın(!) halde, Sindiremediğini anlamıştım, buruk gülümsemenden… Senin kavruk yüzündeki doğal, mütevazi, Anadolu insanına has gülümsemeyi çok az kişide gördüm ben. Hakkında, çok detay bilmiyorum ama, Senin, çok steril olmayan bir ortamda, saten çarşaflara düşmediğin kesin… Muhtemel, merkeze ırak bir köyde ve ihtimal ebe nezaretinde… Belki değil, kesin; yaşadıklarının asıl sebebi de bu zaten… **** Açılım, meselesine çok içerlediğini biliyorum. Sana yapılanların neden niçin ini anladın. Sineye çektin. Vatana yapılanı ise bir türlü sindiremiyorsun… Bu açılım denen aymazlık, senin gibi yıkılmaz görünen, yağız oğlanı bile yıktı. Senin gibiler zaten sadece, sol yanından harelenirse yıkılır. Ben açılım yerine seni yazmayı tercih ettim. Topu yine taca attım. Yüzümüz yok , kusura bakma…Suçluyuz… işte gazetecilik sorumluluğuTarih: 23:06 on 24/10/2009 Kategori: gazetecilik
İDE… Her gün öğleye kadar tüm yerel basını okumuş olurum. Size bahsedeceğim yazıyı okuyana kadar, itiraf edeyim, yerel basında yazarlar arasında, hep “ben birim, diğerleri sıfır” diye düşünürdüm. Fakat bu hafta sonu okuduğum bir köşe yazısı benim gibi kendini beğenmişe bile yerel basında “vay be, böylesi de varmış …” dedirtti. Bunu dedirten ise yazının “ide”si idi. İdesi bu kadar güçlü bir yazı epeydir okumamıştım. İde nedir derseniz eğer; ide, duyularla değil yalnızca ruhsal (manevi) olarak algılanabilen asıl gerçeklik, düşünce, fikir… düşüncenin tasarlayabileceği bütün üstün nitelikleri kendinde toplayan olgu, diye açıklanabilir. Eşanlamda kullanılan ideali ise; ülkü, erek, gaye, amaç, mükemmel şey, kusursuz örnek, beklenen, istenen olarak yazıyor sözlükler… Evet yazan kişi beklenen ve isteneni yazmış…Amaç , gaye erek bu olmalı demiş… Başarabiliriz demiş… Basındaki en sert rekabet bile buna engel değil demiş… Yeri geldiğinde, kentin herhangi bir sorunu söz konusu olduğunda ortak manşetlerle çıkabilmeliyiz , diye yazmış… “Bartın’ın sorunlarını Ankara böylece daha kolay duyar , Bartın’ın bu birlikteliği sağlaması geldiğim yerden daha kolay”… demiş. Benim gazetem bölgenin sorunlarına çözüm konusunda işbirliğine her türlü işbirliğine açık diyerek, adeta çağrı yapmış… Bana göre bu çağrı sorumluluk bilinci kadar, bir özgüven belirtisi aynı zamanda…Tebrik ederim. “Gelin hep birlikte Bartın’a demiryolu yapılması konusunda el birliğiyle çalışalım.” “Gelin hep birlikte teşvikin uzatılması konusunda manşetler atalım.” “Üniversitenin büyümesi, yeni bölümlerin açılması için ne gerekiyorsa yapalım” demiş… Başka bir kentteki Gazeteci dernek/ cemiyetlerinin el attığı sorunların gündemi oluşturup, çözüm bulunmasındaki katkılarını örnek göstermiş… Eğer, üzerine alırlarsa , bizim buradaki oluşumlara ince de mesaj göndermiş. Geç kalınmadığını… Bartın’daki gazetecilerin hiçbir eksiği olmadığını… Hem de herkesin anlayacağı şekilde; “ Bir elin nesi var, iki elin sesi var “ diyerek anlatmış. Evet, 3-5 yıldır, böyle bir idealin altını çizen, yada çağrıyı yapan birine rastlamadığımız için şaşırmadım da değil hani… Sürekli kavga ve çatışmanın, üstelik kamu yararının göz ardı edilerek, en seviyesiz şekilde basında yer almasını nasıl da kanıksamıştık… Yerel basından beklentilerimizi ne kadar da limitlemiştik… Şimdi bir umut doğdu… Bakalım alışkanlıklar terk edilecek, rekabeti de elden bırakmadan kentin ortak menfaatleri çevresinde buluşulana bilecek mi ? Reklamını yapmayalım ama, okuyucuya da ipucu verelim, bu çağrıyı yapan kişi ve gazete hakkında… Yön gösteren (!) bu gazetenin aynı zamanda sahibi de olan yazarımız Atatürk’ün babasının adını taşıyor. Hiç tanımam, göz göze bile gelmedik ama Efendiliği (!) de satır aralarından anlaşılıyor. Soy adı ise güzellikleri sabırla ören bir aletin adı. Bu güzellikleri ören üç harfli alet aynı zamanda batar da… yerleşke yeri..Tarih: 23:41 on 20/10/2009 Kategori: BARTIN
KÖTÜNÜN KÖTÜSÜ KARAR…(1) Aylardır Bartın Üniversitesinin yeri konusunun karara bağlanması ve bir an önce üniversitenin fiziki yapılanmasının startının verilmesi bekleniyordu.Bu zaman zarfında bizde naçizane katkılarımızı sunmak üzere, konu hakkında öneriler topladık ve zaman zaman bu köşemizden kamuoyu ile paylaştık. Önerilerimizde yer adı zikretmemeye, kimsenin değirmenine su taşımamak adına özen gösterdik.Önerilerin denenmiş olmasını, Bartın’a uygulanabilirliğini, sosyolojik gerçeklere dayanması ve bilimsellik taşımasını yeter gördük. Bu aşamada bazı yetkililer bizleri gerek telefonla arayarak, gerekse makamlarına davet ederek; önerilerimizin çok yerinde olduğunu, hatta “tümüne katıldıklarını” söylediler.O dönemde yetkililerin paylaştıkları başlıca sıkıntı, uygun yerlerin “orman alanı” yada “yüz ölçüm olarak küçük” olduğu idi.Yetkililerin bu sorunların nasıl aşılacaklarını bildiklerini düşünerek, hiçbir zaman tereciye tere satmadık. Halbuki “Orman sınırları içinde” diyerek değerlendirmeye dahi alınmayan yerlerin çoğu gördüğümüz kadarı ile, fennen ve bilimsel olarak orman vasfını taşımayan, hiçbir zaman orman ürünü (emvali) elde edilmemiş ve düzenli olarak edilmeyecek, fundalık ve makilik, hatta yoz, çorak araziler idi. Teşekkül ettirilecek “Maki Tespit Komisyonu” ile bu gerçek rapor altına alınabilir, rahatlıkla uygun görülen yerler orman sınırları içinden çıkartılabilirdi. (Zira, bu tarz uygulamalar bölgedeki bazı özel şirketlerin talepleri üzerine 20 günden daha az bir sürede rahatlıkla yapılabiliyor.Binlerce metrekare Ormanlık alan yol açma vs. gibi nedenlerle süratle vasıf değiştirebiliyor.) Bu ne avantaj sağlardı derseniz ; her şeyden önce şimdi karşı karşıya kaldığımız kamulaştırma masrafları ile karşılaşılmaz idi. Zaten mahdut olan bütçe rasyonel kullanılmış olurdu. Ülkemizdeki kamulaştırma işlemlerinin %40’ının mahkemeye, %3 kadarının da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşındığını, bu mahkemelerin ortalama 5-6 yıl sürdüğünü, Avrupa insan Hakları Mahkemesi’nin Cezai Kararları nedeniyle kamulaştırmaya ayrılan ödeneğin yaklaşık 3 misli kadar ceza ödendiğini, en önemlisi de ülkemizin İnsan Hakları Karnesinin kötüleştiğini, çok daha büyük bütçeli olan baraj-otoyol gibi projelerin bile kamulaştırma engelini yıllarca aşamadıklarını düşünürsek alınan kararın pişmanlık yaratacağını şimdiden tahmin etmek zor değildir.Halbuki ilgililer “3 yıl tekamül etmiş bir üniversiteyi meydana getirmek bizim için yeterli” demişler idi. Ayrıca önerdiğimiz yöntem tercih edilseydi, depreme dayanıklılık katsayısı açısından daha uygun bir yer seçimi mümkün olurdu.Konunun uzmanları, Dere yatağı, alüvyon toprak, yerel dilde mehle olduğu söylenen şimdiki yerde binaların Depreme dayanıklılığının anca fore kazık temel yöntemi ile sağlanabileceğini, bunun da maliyeti artırıcı bir unsur olduğunu iddia etmektedir.Halbuki ilgililer “az para ile , ne kadar çok iş yapılabileceğinin hesabını” yaptıklarını söylemişlerdi. Yer seçimi konusuna, sonraki yazılarımızda mera, çayır ve tarım arazisinin kaybı, öğrencilerin sosyal yaşamı, üniversitenin kent ve halk ile bütünleşmesi, köylümüzün mağduriyeti, ulaşım sorunları vb. açılardan da yaklaştığımızda göreceksiniz ki, maalesef hatalı karar verilmiştir. (devam edecek) projecik...Tarih: 23:38 on 20/10/2009 Kategori: BARTIN
PROJELER VE ÇAPANOĞULLARI… AB hibe fonları denen şey ortaya çıktıktan sonra birçok kişi “projem geldi” deyip ortaya çıkmaya başladı. İçinde bulunduğumuz konjektürün ürettiği bu uyanıkların yegane amacı pastadan pay kapmak… Mevzuat gereği fonlara kişisel başvurunun olamayacağını bilen bu sözde “proceci” ler, koltuğunun altına aldıkları, bilimsellikten uzak, gizli amacı da ustaca gizlenememiş, kişisel kaygılarla yola çıkıldığı için hedef kitlesi olmayan, tarihsel ayağı olmadığı halde ayaklarını uydurdukları hayal mahsulü hikayelere dayandırdıkları, özgün olmayan (hatta çalıntı) fikirlerle(!) AB fonlarına müracaat yapabilme Hakkı olan Valiliklerin, Belediyelerin, Vakif ve Derneklerin yolunu tutmaktalar. Ağdalı anlatımları ve sosyal proje süsü bile, bu adına proje dedikleri bana göre art niyetli metinciklerin arasındaki bir sürü ikirciği gizlemeye yetmiyor. Bu proceciklerde ne milli ne mahalli fayda vardır. Ve de iddia ediyorum; bu tutarsız ve desteklenesi yanı olmayan fikirler özgün de değildir çok bilinen bir amaca hizmet etmeye yönelik olup daha önce denenmiş ve deşifre olmuş amaçların uzantılarıdır. Genelde, yapılma lüksü görülürse ve objektif yapılırsa, proje bitimindeki değerlendirilmede, harcanan para ile sağlanan faydanın arasında dağlar olduğu, atılan taşın ürkütülen kurbağaya değmediği görülecektir. Yani rasyonel ve akılcı projeler değildir bu projeler…Örneğin getirisi- götürüsü tartışmaya açık, Paflagonya projesi gibi ; zira bu projeye göre, Bartın’da İtalyan turistten adım atılamayacaktı…Bisiklet fabrikaları kurulacaktı…Proje ortağımız Muhteremler AB ‘ye girmemize yardımcı olacaklardı…Çok şükür, 2002 de imzalanan protokol 4 yıllık idi ve 2006 da bitti kurtulduk, bu projeden…Anı olarak elimizde proje tanıtım broşürü ve broşürle beraber dağıtıldığı iddia edilen enterasan bir haritanın orijinali kaldı.O dönem de “demir atlıları” alkışlayanlar şimdi alkışlar mı dersiniz ? Bu arada projelerin tümünü karalayıp, hem üretenlerin şevkini kırmak, hemde her üretilen proje de bir şeyler aranmalı demek istemiyorum. Ancak proje sunulan kurumların her projeye balıklama dalmamak, zaman ve kaynakları akılcı ve projedeki Hedef kitlenin (yaşlı, çocuk, hasta , yoksul, genç, her ne ise…) yararına kullanmak gibi bir sorumluluğu olmalıdır. Bir projenin etüdü nasıl yapılmalı derseniz; Bir kere proje konunun uzmanı, akademik nosyonu olan 3 kişilik hakem kurulundan geçebilmeli…Bir projenin bilimsel kabul edilebilmesi için arkasında mutlaka bir üniversitenin desteği olmalı… Projede ortak veya destekçi gibi gösterilen kişilerin mutlaka bunu belirtir mektupları yer almalıdır. Proje bütçesi incelendiğinde elde edilecek bulgular zaten projenin samimiyetine hemen ayna tutacaktır.Zira proje için gerekli maliyet kalemlerinin teklifler alınmadan, projede kullanılacak techizat-makine vs. için proforma faturalar konmadan yapılmış, şişirilmiş olması, gayri ciddi bütçelendirme , gayri ciddi proje demektir. Yerli malzeme için yerel para birimi ve KDV ‘li fiyatlar, yabancı malzeme için ise yabancı para birimi ve değeri üzerinden, %35 ithalat maliyeti giydirilmiş fiyatlandırma yapılmalıdır. Proje çerçevesinde ortaya çıkacak kitap, rapor, web sayfası, CD-Rom gibi yayınlar ve varsa diğer somut proje çıktıları akademik çevrenin faydasına sunulabilir, ancak bir projeyi belgesel film yapma önerisini ise ben hep, bir koyundan iki post çıkarma girişimi olarak görmüşümdür.Zira projeden nemalanmaya çalışanların bu kılıf ile ikinci bir meta yaratma gayretleri eski bir Kızılderili numarasıdır. Bu tarz projeler ilk etapta finansal kaynak bulsalar da , kısa sürede rasyonel fayda sağlamadıkları görülecek ve sürdürülebilirlikleri kalmayacaktır. Bu tarz projelerin içeriğinde olası risklerden hele hiç bahsedilmemektedir.Her şey toz pembe gösterilecektir şüphesiz… Yine bu tarz projeler yangından mal kaçırma yöntemini benimsediklerinden, internet ortamında da pek rastlanmayan projeler olup, geniş kitlelerce okunup , değerlendirilmesi pek arzulanmaz. Fikir hırsızlığının ortaya çıkmaması için bu bir yol olarak görülür. Her kim toplum yararına fikirler, projeler üretiyor, göz nurunu tüketiyorsa başımızın üstünde yeri var. Ama her kim “mış” gibi yapıyorsa pilav yerken dişi kırılsın…Niyetleri de niyet olarak kalsın, yoksa onları parmak ile göstermekten de çekinmem… Yine de, konu ile ilgili litaratüre hakim olmadan, ham fikir bile denemeyecek zırvalarla, hele çalıntı projelerle toplum karşısına geçebilme cüretini gösterenleri kutluyorum, ama toplumu salak yerine koydukları için kınama hakkımı mahfuz tutarak tabi ki…
kemikler...?Tarih: 23:35 on 20/10/2009 Kategori: amasra
Bazı projeler neden destek görmez Yerel basından okuduğumuz kadarı ile bir arkadaş “Amastris Gemisi” diye bir proje yapmış ve kentin temsilcilerinin yeterli katkı vermemesinden yakınıyor. Bu proje öncelikle bir destana, sonrada sapkın yaşamı ile ünlü bir şairin (Catullo) şiirine dayanıyor. Şairin özel yaşamı bizi ilgilendirmez ama Söz konusu şiirin çevirisinde de doğruluk payı şüphe götürür vaziyette…Çünki Şiirin İngilizce, Fransızca, Almanca transkiriptasyonlarını (çevirilerini) yaptırdığımızda çok farklı anlamlar çıkıyor.Yani projeyi bu şiire dayandırmak ta mümkün değil… Aslında şiirden, destandan zorlama ile tarihi gerçeklikler aramak, hatta bilimsellik ciddi saflık olur. Çünkü, Destan (efsane), milletlerin hayatında büyük yankılar uyandırmış (savaş, göç, istilâ gibi) tarihî olayların (yangın, salgın hastalık, sel, deprem gibi) toplumsal ve doğal olayların çağdan çağa aktarılmış, aktarılırken de hayal unsurlarıyla oluşmuş, süslenmiş, değiştirilmiş manzum söylenceleridir. Destanlar,özellikle Batı’da “mythose” yani uydurma olarak adlandırılır. Çoğunun yazarı bile belli değildir, çoğunun ise yazarı bile tartışmalıdır. Şiir ve destanların sadece edebi değeri olup olmadığı tartışılır, hepsi bu.. Homeros’un İlyada Destanından yola çıkarak İtalyan “kuzen”lerin tezgahladığı Paflogonya Projesini nasıl yediğimizi hatırlayacaksınız. O projeye göre İtalya’dan bolca turist gelecekti, Bisiklet fabrikaları kuracaklardı. Mesela bunu Çanakkale kenti yemedi. Bu uyanıkları Çanakkale On Sekiz mart Üniversitesi çağırdı , dinledi ve uğurlar olsun dedi, gönderdi. Bu Kuzenler, Hatta AB ‘ye girmemize yardımcı olacaklardı, köylerimizde tarıma verdiği zararlar nedeni vurularak öldürülen domuzları onlara satacak idik. Hiç biri olmadı. Bir rivayete göre bölgemizdeki, lahit mezarlardan aldıkları kemik parçalarını Radyo karbon testi yapacağız diye götürdükleri, geçen makul süre içinde bir açıklama da yapılmadığı söyleniyor.Ayrıca Paflagonya projesinin sözde mimarlarından, tercüman Emel (Altan) Ege’nin www.ikiem.com adlı sitesindeki “paflagonya” günlüklerinde bu bilgiye kendi ağzından tanıkta oluyoruz. Paflağonya projesinin en ateşli savunucuların dan olan bu hanım, O dönemde bastıracağı kitaba sponsor olmadığımız için “yeni nesil paflagonlar” dediği Bartın’lılara öfkeli, kızgın ve kırgınmış, artık bizimle ilişkisini kesmiş…Beki de artık alacağını aldığı için bize ihtiyacı kalmamıştır. Soy, sop, akrabalık esasına dayalı uygulamaların hepsi “etnik kimliğe dayalı siyaset” yapmakla eşdeğer uygulamalardır.Bunu kabullenmek mümkün değildir. Gelin bu projeyi ısıtıp ısıtıp ortaya koymaktan vazgeçelim. Amasra için uygun olacak proje , dışarıda planlamamış, Amasra’nın tarihi liman kenti olma formatına uygun “Antik Liman” projesidir. Burası için de Küçük liman da kazanılması düşünülen yer çok uygundur. Bu projeye göre yelkeni ile, kürekleri yine bir antik gemi yapalım.Ancak bunu hayali rotalar yerine antik çağ yapım tekniklerine bağlı kalarak, danışmanların gözetiminde yapacağımız antik çağ limanı (rıhtımı ) benzerine bağlayalım. Taş yada ahşaptan yapılacak, En fazla Bu tarz açık hava uygulamaları hem deneysel arkooeoloji sayılmakta, hemde arkeo-park sıfatı ile açık havada yapılacak etkinliklere mekan sağlaması Bu tarz çalışmaların alt yapısı ülkemizde mevcut olduğundan, proje kesinlikle bilimsel taban bulacaktır. Amasra sadece çok sevdiğimiz Barış Akarsu’nun hatırasına endeksli çıkış aramaya bağlı kalmamalıdır.Bu proje ile müzeciliğe, arkeolojiye, bu konulardaki sempozyum ve bilimsel çalışmalara eğilimli kitleyi de, İzinleri alınmış ve ödenek bekleyen bedesten kazısının başlaması ile hızla kendine çekecektir. Bölgede konuşlu Dz. Kuvvetleri K.ığı unsurları da, üniversite de, bölge halkı da, kentin temsilcileri de (kim kastediliyorsa), kültür bakanlığı da bu projeye gönülden katkı verecektir. Böylece aldığımız ders yanımıza kalır, “neden projelerimiz desteklenmiyor” diye sızlanmayız. Amasralı gönüllüler de doğru projelere kanalize edilmiş, bilgi birikim ve enerjilerini Kent yararını sağlayan projelere vermiş olur. kozcağızTarih: 09:35 on 4/9/2009 Kategori: BARTIN
KOZCAĞIZ NEDEN İLÇE OLMALI ? (1. bölüm) 1.Ülkemizdeki idari bölümlemenin ve ülkesel yönetim sisteminin temeli olan “İl” ölçeğinde başlayan bir kalkınma anlayışının ve buna uygun bir planlama sisteminin yanı sıra ilçe ölçeğinde de planlamanın geliştirilmesi gereği vardır.Bunun için Kozcağız, Kumluca ve Hasankadı yı ve köylerini içine alacak bir ilçe’de mikro bazda yapılacak bir kalkınma planlaması yöreye ciddi katkı sağlayacaktır. 2.Kumlucalılar genelde Coğrafi olarak kendilerine ters düşen Ulus yerine yüzlerini Bartın’a dönmüşler ve ihtiyaç hasıl olduğunda Bartın’ın yolunu tutmaktadırlar.Kozcağız’ın kendilerine merkez ilçe olması halinde yeni bir aidiyet duygusu kazanacakları aşikardır. 3.Bir yörenin her zaman üst düzeyde temsil edilmesi yöre yararınadır. Otoritenin, yöresel menfaatlerin takibinin, yetki paylaşımı ve kullanmanın kaymakamlık düzeyine yükseltilmesi de hem bürokratik işlemlerin hızını artıracak, hem de yöreye temsil anlamında fayda sağlayacaktır. 4.Özel sektör yatırımcıları açısından da, muhatapları belli ve güçlü ilçeler , beldelere göre daha tercih edilebilir ve daha çekicidir. 5. YÖK ‘ün ilçelere bile fakülte kurma konusunda isteksiz olduğu düşünülürse, Kozcağız’ın bu statüsü ile üniversite ile buluşması uzak ihtimal görünmektedir. 6.Hasankadı mevcut coğrafyası nedeniyle gidilemeyen köy durumundadır.Malüm gidemediğiniz yer sizin değildir.Kozcağız Hasankadı için ilçe merkezi durumuna getirilirse, gerek sağlık zincirinde , gerekçe diğer hizmetlerde bir mesafe(kilometre) anlamında yakınlaşma tesis edilecektir. 7. Kozcağızın ilçe olması halinde,Hasankadı beldesi, Bartın’ın bazı köyleri ve Ulus ilçesinin bir beldesi(Kumluca) ile köylerinin nüfus anlamındaki katılımı ile sayısal denge kurulacak, ilçelerin nufusları birbirlerine yakın olacaktır.İlçe başına düşen hizmet yükü de böylece homojen dağılacaktır. 8. Kozcağızın ilçe olması konusu kesinlikle siyasi yatırım veya seçim vaadi olarak kullanılmamalıdır. Olaya İlçe olma kriterleri açısından ve yöre gereksinimleri gözü ile bakılmalıdır.Bu nedenle böyle bir kararın alınması için seçim arifesi beklenmemelidir. 9.İlimiz nüfusu 185 bin kişi olup bunun 125 bini belde veya köy statüsünde yaşamaktadır ve bu anlamda hizmet almaktadır.İnsanları bulunduğu yerde mutlu etmek esas olduğuna göre şehirlinin aldığı hizmeti onların ayağına götürmek için mümkün olduğunca ve şartları taşıyorlarsa onları şehirlinin yararlandığı belediye hizmetlerinden ve diğer hizmetlerden yararlandırmak için statülerinin yükseltilmesi elzemdir. Bunun aksi şehre göçü körükler.Kent hizmeti alan nüfus sayısı kente komşu ve kent ile birleşmiş köylerin belediye sınırları içine alınması yolu ile artırılmalı ve yazıya konu olan Kozcağızın ilçe yapılması ile birlikte düşünülmelidir.Bu belediyelerin İller bankasından alacağı payı da artıracaktır. 9.Kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi için belirlenen olmazsa olmaz esaslardan olan ; Katılımcılık, Açıklık ve şeffaflık, İnsan haklarına saygı, Etkinlik,Verimlilik, Tasarruflu olma, Üst düzey performans, Vatandaş odaklı olma (vatandaşın memnuniyeti),Yeniliklere açık olma, Düşük maliyetle çalışma, Amaç ve sonuç odaklı anlayış, Zamanı en iyi şekilde değerlendirme, İç denetimin etkin ve hızlı yapılabilmesi, Bürokratik işlemlerin basitleştirilmesi, Vatandaşa kolaylık, müracaatların hızlı bir şekilde işlenmesi , değerlendirilmesi, sonuçlandırılması ve yöre tanıtımı açısından da Kozcağızın ilçe olması gerekmektedir. Kriter açısından da Kozcağız bunu hak etmiştir. 10.Kente atanacak yeni bürokratlar gereksinimlerini Kozcağız’dan karşılayacakları için esnafın yüzü gülecek , cirolar artacak, esnafta hizmet kalitesi ve anlayışını gözden geçirecektir.Bu da bir tür kültür alışverişini beraberinde getirecektir. 11. Kozcağız’ın ilçe olması ile genel beklentiler yükselecek, hedeflerin (vizyon) büyümesi-revizyonu, eksikliği duyumsanan inovatif yaklaşımı da beraberinde getirecektir. bartın üzerine.Tarih: 09:30 on 4/9/2009 Kategori: BARTIN
Bartın Belediyesinin, gerçek su havzasının koruma alanı sınırlarından çok küçük olduğu gerekçesiyle Kavşak Suyu Koruma Alanı İlanının iptali için dava açması… Kozcağız Beldesinde Tarım İl Müdürlüğünün rehberliği ve ilgisi ile halkın geçim kaynağı olan Karpuz yetiştiriciliğinin en ilgi gören tarım sektörü haline gelmesi.. Vali Beyin tensipleri ile AB fonlarından faydalanma konusunda talihsiz olan Bartın’da ilk kez bir bilgilendirme toplantısı yapılması… Bartın Üniversitesinde okuma hakkı kazanıp, Kente ilk kez gelen Üniversite öğrencilerini terminalde karşılayıp bir haftalık bile olsa, bedelsiz şehir içi ulaşım hizmeti verilmesi… 30 Ağustos Zafer Bayramının Bartın ve ilçelerinde özellikle halkın yoğun katılımı ve coşku ile kutlanması… Ulus’taki kullanılmayan otelin yurt yapılması yolu ile Ulus’un da Üniversitenin sosyal hayata katkılarından yararlandırılması düşüncesi… Kışın çıkılamadığı için hamile kadınlara “yolda doğum kabusu gördüren” kadın doğum ve çocuk hastanesine alternatif yol yapılması… Ulus’lular Derneğinin Keten Bitkisi Üretimi için AB fonlarından finans desteği almayı başarması… Faruk Papila’ nın hayvan gübresinden sonra bitki artıklarından (bio-kütle) bio-gaz elde etme çalışmalarına başlaması… Yalı projesi diye bilinen Kentsel Dönüşüm Projesinin başlayacağı ve Belediye parkının yeni bir düzenlemeye kavuşacağı haberleri… Bartın ve havalisinde uyuşturucu tacirlerine ve tarihi eser kaçakçılarına son günlerde vurulan darbeler… İnkum’da bu yaz boyunca boğulma nedeni ile olan can kayıplarının asgari düzeyde kalması ve meteorolojiden güzel ve denize girmeye elverişli havaların Bayram sonuna kadar süreceği bilgisinin alınması… Bir grup toplum gönüllüsü tarafından “Bartın Kent Konseyi Tüzüğü” taslağı çalışmalarının başlatılması… Amasra kent merkezinde göze hoş gelen çevre düzenlemesi yapılması… Yerel televizyonda izlediğimiz kadarı ile, futbolcuya “topçu” demesinden hareketle, ilimizin futbolu seven, takipçisi ve destekçi olacağı anlaşılan, en önemlisi karizmatik ve futbol ile ilgili literatüre hakim bir Emniyet Müdürüne kavuşmuş olması… (Bilgi notu; insanlara “1 iyi, 1 kötü haberim var, önce hangisini söylememi istersin ?” diye sorulmuş ve %80 oranında “ önce iyi haberi söyle..” cevabı alınmış. Bu nedenle bugün, iyi ve güzel şeylerden, yani öncelikle duymak isteyebileceğiniz haberlerden bahsettik.) Haftaya bakacağız.. bartın üniversitesiTarih: 17:32 on 29/7/2009 Kategori: BARTIN
ÜNİVERSİTENİN YERİ (!)“Kampüs yerinin seçimine, Maliye Bakanlığı müsteşarının koordinatörlüğünde, Devlet Planlama Teşkilatı müsteşarı, Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu genel müdürü, ilgili üniversitenin kurulduğu ildeki vali ve belediye başkanı ile üniversitenin rektöründen müteşekkil bir kurul karar verir'' Böyle diyor resmi gazetede…Peki bu komisyon hangi kriterleri dikkate alır? Eşitler arasından en eşit olanını nasıl seçer ? Bu komisyona mugallebiyete ne kadar etki eder ? Şeffaflık esas mıdır? Şeffaf olunur ise rantiye mi uyanır ? Biz pek anlamayız bu nedenle anlayanlara soralım dedik;Netekim sorduk şu cevapları aldık. ( Ayrıca, sivil toplum örgütlerinin bu konuda görüş alışverişi için bir araya gelme hazırlıkları yaptıkları duyumunu aldık. Belki altlık olur.)Şöyleki;
|
|||
![]() |