27/8/2008 · Kategori: BARTIN
ADI : KIYI KANUNU
Kanun Numarası : 3621
Kabul Tarihi : 4.4.1990
R. Gazete : Tarih : 17.4.1990
Sayı: 20495
Kanunun Amacı: Bu Kanun, deniz kıyıları ile bu yerlerin etkisinde olan ve devamı niteliğinde bulunan sahil şeritlerinin doğal ve kültürel özelliklerini gözeterek koruma ve toplum yararlanmasına açık, kamu yararına kullanma esaslarını tespit etmek amacıyla düzenlenmiştir.
Kapsamı :Bu Kanun, deniz, tabii ve suni göller ve akarsu kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerine ait düzenlemeleri ve bu yerlerden kamu yararına yararlanma imkan ve şartlarına ait esasları kapsar.
Kanuna göre sahil şeritlerine ancak Toplumun eşit, serbest ve bedelsiz yararlanmasına açık yapılar yapılabilir. Bu yapılar ile belirli kişi ya da topluluklara ayrıcalıklı kullanım hakkı tanınmaz.Yani kiralanma yolu kapalıdır.
Sahil şeridi de nedir derseniz; Kıyı kenar çizgisinden(yani denizin karaya değdiği noktadan) itibaren kara yönünde yatay olarak en az 100 metre genişliğindeki alana sahil şeridi denir. Sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.
Sahil şeritlerinde yapılacak yapılar kıyı kenar çizgisine en fazla 50 metre yaklaşabilir. Yaklaşma mesafesi ve kıyı kenar çizgisi arasında kalan alanlar, ancak yaya yolu, gezinti, dinlenme, seyir ve rekreaktif amaçla kullanılmak üzere düzenlenebilir.Yani Otopark,Çadır Camping, Çay Bahçesi vs. yapımına kanun müsaade etmemektedir.
Hele halkın eşit, bedelsiz kullanımına açık olması gereken sahil şeridinin kıyı kenar çizgisine kadar doldurulması , çit, tel örgü vs. istinat duvarı yapılması tamamen kanun dışıdır. Kaldı ki sahil şeridine yapılması muhtemel her uygulama Valilik teklifi ve bakanlık onayını gerektirir.
Şimdi ilgili encümen , meclis , komisyon , daire amiri vb. ilgililerin tümüne soruyorum.
Kızılkum’dan Çakraz’a uzanan Sahillerimizde dolgu, istinat duvarı vs. ile sahil şeridinin doğal dokusu bozularak kazanılmış, usulsüz kiralanmış , veya işgal altında yerler var mıdır?Varsa bu yerlerin sınırları her yıl genişlemekte mıdır ve kira sözleşmesindeki kullanım amacına uygun faaliyet gösteriyorlar mı ?
Bazı tarihi değerler bu dolgu alanlarının altında kalmış mıdır ?
Sahili doldurmak için nasıl bir prosodür izlenmiş dir?.Varsa geçmişte yapılan hatalar , karar tashihi ile düzeltilecek mi ?
Sahili denize kadar doldurmanın nasıl bir haklı sebebi olabilir ?Bunda kanunda sözü geçen kamu yararı nedir.?Sahili korumak , tüm doğallığı ile aslı gibi muhafaza etmek kanun gereği değil midir.?
Sahil işgali ile yapılan tesislere elektrik, su vb. hizmetler verilmiş midir?
Sahillerimizde kıyı kenar çizgisinin ve yaklaşma mesafesinin muğlak olduğu düşünülüyorsa , komisyon oluşturulup kıyı kenar çizgisi ve yapılaşmadan muaf alanın yeniden tespiti düşünülüyor mu ?
Kontrol ve ceza müeyidesi uygulamakla yükümlü merciler sorumluluklarını biliyor mu ?
Bu güne değin gelmiş yanlış uygulamaları bertaraf edecek uygulamalar programa alınacak mı? Bunun maliyeti bütçeye konulacak mı?
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun dan haberiniz var mı ?
Yoksa bir dahakine inşallah…
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
27/8/2008 · Kategori: BARTIN
BELEDİYE BAŞKANI ADAYI NASIL OLMALIDIR ?
Geçmiş dönem milletvekillerine “Bartın’a Üniversitenin bu kadar geç kurulması sizin hatanızdır” veya bir başkasına “Afiş asmakla üniversite kurulmaz”diyebilmiş olmalıdır.
Yani açık sözlü olmalıdır.
Akademik kariyeri olmalıdır
Her şeyden önce halkın sesine kulak vermelidir, halka rağmen kararlar almamalıdır.
Hizmetinde ibadet olduğunu düşünmeli, idealist olmalıdır.
Termik santral konusunda görüşü ve duruşu net olmalıdır.
Bartın ve Bartınlının haksızlığa uğradığında rahatsızlık duymalıdır.
Ekonomik ve siyası bağımlılığın kabul edilemez olduğunu savunmalıdır.
Ülke ve yerel kaynakların tümüyle kişilerin değil halkın refahı ve yararına kullanılması gerektiğine inanmalıdır.
Globalleşmenin Ulus Devlete karşı bir olgu olduğunun bilincinde olmalıdır.Ulusal ve halkın çıkarlarını her şeyin üstünde tutmalıdır.
Toplumsal gelişim ve değişimin takipçisi olmalı, yenilikleri kendi dili dışında da ,teknolojik imkanların tümünü kullanarak takip edebilmelidir.
Uygulanmış ve uygulamada olan bir çok projesi olmalıdır.Takım çalışmasına yatkın olmalıdır.
Türkçe ve yabancı dilde sayısız bilimsel makalesi , akademik yayınlarda yayınlanmış olmalıdır.
Yani yüzü bilime dönük olmalıdır.
Bartın’ın her şeyden önce tarihi geçmişinin fakında ve kentlilik bilinci yüksek olmalıdır.
Karikatürize politikacı görüntüsünden uzak olmalıdır.
Kanun ve yönetmeliklere hakim olduğu kadar kanun ve yönetmeliklere insani yorum getirebilmelidir.
Kültür ve sanatsız insan olunamayacağını bilmeli, estetik eşiği yüksek olmalıdır.
Bölge insanı ve çevreyi çok iyi tanımalı, nerdeyse adım adım gezmiş olmalıdır.
Şehir hakkında istatiksel verilere sahip olmalı, bunları analiz edecek sonuçlar çıkartacak yeteneği olmalıdır.
Kitabında popülizm denen şey yazmamalıdır.
Evet ,evet…Kitabı da olmalıdır.
İdareci geçmişi olmalıdır.
Atatürk ve mirasına sıkı sıkıya bağlı olmalıdır
En önemli kabiliyeti(!) ise yalanı becerememek olmalıdır.
Böyle biri var mı dır ?
Vardır…Ancak kendisinin Belediye Başkanlığına hevesi ve niyeti olduğunu bilmeden ismini yazmak zaten abes ile iştigal olur…
Zaten böyle biri varsa adının Ahmet yada Mehmet olmasının da hiç önemi yoktur.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
27/8/2008 · Kategori: BARTIN
RANT TATLIDIR.
Rant caziptir,çekicidir…
Rant peşindekiler bu yüzden kolayca yandaş bulur.
Nadiren de olsa kanun yapıcılardan, hatta bürokratlardan , hatta her kesimden rant kokusu alan işbirlikçiler bulabilir.
Yani bir anlamda organize olur, örgütlü hareket eder.
O zaman biz buna “rantiye” de diyebiliriz.
Rantiye fütürsüzdur.Üslup tanımaz.
Kamu yararı , çevre sağlığı umurunda olmaz.
Acıyarak söylüyorum; işleri de zordur bunların…
Haliyle hiç kolay değildir “doğru”nun dışında başka bir şeyi savunmak.
Kolay değil her şeye kılıf uydurmak, demogoji yapmak, pundunu kollamak…
Sabır ister, pişkin olmayı gerektirir.
Foyanın ne zaman ortaya çıkacağını beklemek zor iş vesselam…
*******
Fakat etki,tepkiyi doğuruyor.Çevre katliamlarına karşı insanlarda örgütleniyor.
Halk zaman da alsa bilinçleniyor.
En yaşamsal, en kutsal hakları olan temiz bir çevrede, sağlıklı yaşamak hatta çocuklarına kaynakları efektif kullanılmış , bozulmamış dünya bırakmak için artık örgütlü hareket ediyorlar.
Yani haklılığı apaçık ortada olan ve yükselen bir ses var artık rantiyeye karşı.
İnsanlar artık hangi kılıkta-pozisyonda olursa olsun uzaktan tanıyorlar artık rantiyeciyi.
Ve çevreciler artık bir avuç gönüllü aktivist değil, önünde durulamaz kamuoyu gücü oldular…
Bartın’da da hissedilir bir ağırlıkları var artık çevreci hareketin.Zira cüretini artıran rant tutkunları artık her yolu deniyor ancak demokratik tepkilerini yine demokratik yolların dışına çıkmadan gösteren halk bu haklı mücadeleyi kazanacak gibi görünüyor.
Çok bilimsel mesnetlerle hareket ediyorlar.Zamanda maalesef onların endişelerini haklı çıkartıyor.
Bir avuç boş zaman çevrecileri olmadıkları , küresel ısınmanın zararlı etkilerini gördükçe ve akılcı olmayan enerji politikalarının iflası ile anlaşıldı.Kuruyan su kaynakları, tükenen hayvan nesli, denizlerimizdeki göz ile görülen kirlenme, soframızda azalan balık türü, meyva ve sebzenin kalmayan eski tadı bu zincirleme etkinin ve aymazlığın sonucudur.
Hem size bir sır vereyim; çevre davalarını bu güne kadar (avukatlar bana darılmasın ama) hiç avukatların kazandığı görülmemiş…
Çevre davalarını bu güne kadar hep halk kazanmış çünki…
Mesajı alanlar almıştır…
Şimdi iki kitap tavsiye edeceğim size; birincisi Nüket Turgut’un Çevre Hukuku(2001Savaş Yayınevi), ikincisi Remzi Özmen’ın “Çevre Hukuku ve İlgili Mevzuat”(2008 Seçkin Yayınları) adlı kitapları… Tutkulu bir çevreci ve mükemmel bir hukukçu olan Nükhet Turgut ve Remzi Özmen, çevre tutkusunu ve mükemmel hukukçuluğunu inanılmaz bir ciddiyet ve titizlikle birleştirerek sürdürdüğü çalışmaları sonucunda ortaya koyduğu bu eserlerle büyük bir boşluğu doldurmuş bulunuyorlar.
Çevre dostu olan herkese bu kitaplar kılavuzluk ediyor.Bu kitaplar sayesinde kendi avukatınız siz oluyorsunuz.
Böylece açılmış olan çevre davalarına kitapta verilen ‘örnek dilekçe “ ile kimsenin yardımına ihtiyaç duymadan müdahil bile olabiliyorsunuz…
******
Rant tatlıdır, elma şekeri gibi…
Ama sonuçta hep sapı elinizde kalır..
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
6/8/2008 · Kategori: BARTIN
BARTIN’I ANLATMAK.
Elimizde Ulusal yayın yapan büyük bir gazetenin 4 Ağustos tarihli Seyahat Ek’i var.
Bu haftaki Ek’in konusu Batı Karadeniz Bölgesi, hali ile Bartın ve denize kıyısı olan çevre illeri tanıtılıyor.
Görünce sevindik tabi…
Fakat ,tanıtılıyor ama nasıl tanıtılıyor.
Tamamen yanlış bilgiler , özensiz , genel geçer cümleler…
Bartın’da yaşadığımız halde bizim bile ilk kez duyduğumuz hikayeler…
Yazı bir plaj resmi ile zenginleştirilmiş ve altında Bartın yazıyor. Bakıyoruz , bir daha bakıyoruz ne denizi, ne kumunu , ne dağını nede binaları Bartın’daki herhangi bir plaja benzetemiyoruz.
Ayrıca,yazıya göre Bartın Irmağından kalkan tekne turları ile Bartın sahilleri gezilebiliyormuş…
Kürek yarışları yapılabiliyormuş…
Kano ve su bisikleti gibi aktiviteler varmış…
Daha bir çok eksik, üstün körü kimden nerden alındığı belirsiz bilgi…
Hatta, Adını bu güne kadar duymadığımız , nasıl gidildiği tarif edilmeyen yaylalarımız varmış.
Okuyunca hayret ettim, “Acaba başka bir Bartın varda biz mi bilmiyoruz” diye düşündüm bir an.
Hele Bartın Irmağı ile ilgili anlatılanlar benim bildiğim yıllardır siyasetçilerin sakızı, daha da öte mütamadiyen kirletilen bir ırmak için ütopya dır.
Çünkü Irmağımızı yazıda anlatıldığı gibi bir şekilde düşleyen bir kurum amiri, yerel yönetici , bir ilgili veya yetkili , çöplerle, ırmağa salınan sanayi atıkları ve arıtılmamış kanalizasyon ile kirletilmesine müsaade etmez.
Hiç olmasa caydırıcılık adına numune bir ceza kesilebilir. O koltuklarda yapıyor-muş, çalışılıyor-muş gibi oturmak şık değil.
Ulusal Basındaki Tanıtım Sevincimiz hayal kırıklığına dönüştü. Çünkü adeta dalga geçiliyordu Bartın Irmağı ile.
Ancak bizim müstehakımız budur.
Bir söz vardır; El elin eşeğini türkü çığırarak arar.
Tanıtımımızı bilakis bizler , en doğru şekilde kendimiz yapmalıyız.En önemlisi Irmağımızı gerçekten anlatıldığı gibi yapmalı, ondan sonra görücüye çıkmalıyız.
Asli işlerimizi başkasının insiyatifine bırakırsak , olan bitene bir Bartınlı olarak kayıtsız kalırsak,yakında leş gibi kokmaya başlayacak, rengi şimdiden değişen Irmağa bırakılan su bisikletine , sembolik birkaç kanoya kimse binmez.Islah edilmemiş bir ırmakta bunlar vaadden öte de geçemez, pratiğe dökülemez…
Katillerin içgüdüleri ile cinayet mahalline mutlaka bir gün geri döndükleri söylenir.
Bartın Irmağını katledenlerin ve bunda dahli olanların yıllar sonra vicdanları sızlar mı acaba ?
Kalıcı Bağlantı
Yorum (4)
Yorum yaz!
6/8/2008 · Kategori: sevgi
MELAHAT TEYZE…
Merak ediyorum hala…
Hangi eğitim sistemi, hangi gelenek –görenek, hangi öğreti ye borçlusunuz bu hanımefendiliğinizi…
Nasıl bir disiplinden geçtiniz, kimi örnek aldınız ?
80 yıla yaydığınız, bu naif , nazik , insancıl , sevgi dolu, güvenilir ve paylaşımcı kişilik nasıl oluştu ?
Hiç mi etkilemedi sizi bunca yıl , çevremizdeki hainlikler, cinlikler , dedikodu ile bezeli , çirkinliklerle dolu , hasetlik zengini , riyakar insanların gündelik yaşam dediği şey…
Bu kadar iyi bir eş, anne, dost ve komşu olma , bu kadar çok sevilme başarınızın sırrı ne idi ?
Keşke şimdi sorabilseydim bunları size…Kaç gündür zihnimi meşgul eden sorulara yanıt bizde bıraktığınız tad da ve anılarda gizli…Şimdi anlıyorum bunu…
Babamı hasta yatağından ayağa kaldıran sizin içine sevgi kattığınız, kar kış demeden , soğukta titreyerek getirdiğiniz çorbalar oldu demek ki…
Demek ki aslında angarya olarak gördüğümüz bayram ziyaretlerinin, söz konusu siz olunca zevke dönüşmesi boşuna değilmiş…44 yaşındaki konuğunuza da , 4 yaşındaki konuğunuza da aynı ihtimam ve muhabbet ile ve aynı misafirperverlikle davranmanız çok etkilemiş bizi…
İçinizdeki sevgiyi eşinize, çocuklarınıza, komşularınıza , bahçedeki köpeğinize ve gül fidanına nasıl da eşit dağıttınız ki, herkes sizden razı…
Gelininizin gözyaşlarına baktığımızda anlıyoruz ki kayınvalidelik değil, annelik yapmışsınız. Demek ki annemizi kaybetmiş gibi gözyaşı dökmemiz boşuna değil…
Unutmadan; köpeğiniz şaşkın şaşkın bakıyor, olan biteni anlamış gibi…
Gül fidanını da merak etmeyin , Kaptan Amca karar almış, hep yaşatılacak.
Ancak balkondaki sandalyenizi boş görmeye nasıl alışacağız şimdilik onu bilemiyoruz.
Çünkü gidişinizi hiç beklemiyorduk. Bırakacağınız boşluğun da bu kadar büyük olacağını hiç düşünmemiştik.
Yaşam denen şey, hep bir sınav yada belli rollerin oynandığı sahne olarak tanımlanır. Sınavsa eğer ancak bu kadar başarılı olunur, sahne ise zaten melek rolü dışında hiç bir rol size yakışmazdı. Siz tüm güzel hasletleri temsil eden , adeta model olma misyonu ile yeryüzüne gelmiş bir melek idiniz.
Zira, kucağında yeni doğmuş bebeği ile Şubat soğuğunda hastaneden evine gelen loğusa anneyi gece yarısına kadar camda bekleyip 10 dakika geçmeden tepsi ile yemek getirmek ancak bir meleğin yapacağı iştir.
Yaşı ne olursa olsun , “Nasılsın teyze ?” diyen herkese istisnasız “Siz nasılsınız ?” deme inceliğini gösterip , insana değerli olduğunu hissettirmek de, sadece size yakışan bir nüans farklılığı idi.
Sizi uğurlamaya yetişemedim.
Hakkınızı helal ediniz.
Bize çok hakkınız geçti, sizden çok şey öğrendik.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
9/7/2008 · Kategori: BARTIN
İnkum’dan bildiriyorum
08.07.2008
Okullar kapandı. Sınavlar bitti. Bir grup devlet memuru 1 Temmuz’da yıllık iznine çıktı. Ancak tatil beldesi İnkum’da Temmuz’un ilk haftası itibari ile alışılagelmiş hareketlilik ve yoğunluk henüz oluşmuş değil.
Belki de ülke geneline son günlerde hakim olan kaotik hava nedeni ile insanlar biraz buruk ve tatsız olduğundan eğlenmek içlerinden gelmiyor.
Bir rivayete göre kriz beklentisi nedeni ile insanlar tatile harcayacakları parayı harcamayıp olası krize likitte girmek istiyor. Malüm üstümüzden silindir gibi geçen sayısız kriz bize kriz yönetimi stratejilerini öğretti.
Bir başka tez de herkes 15 Temmuz’daki zamlı maaşını (!) bekliyor tatile çıkmak için. Çünkü cepler tamtakır…
Belki de deniz kirliliği ile ilgili haberler, tatilcilerin tercihlerini etkiledi, başka yöreleri tercih ettiler.
Amasra’yı “Santral yapılmadan önce son kez göreyim” diyenler mi bu tenhalığın sebebi acaba?
Her neyse İnkum yine bildiğimiz gibi…
Yıllardır yapılmayan, metruk binaları andıran yıkılmış, göçmüş yürüyüş yolu bu yıl bütün çirkinliği ile öylece duruyor. Neden yapılmadığı ile ilgili tatmin edici bir sebep varsa eğer lütfen bir tabela koyup açıklayın sayın ilgililer… Gerçi duyduğumuza göre herkes bizi ilgilendirmez diyormuş galiba… O nedenle ilgili bulmak da zor bu konuda… Bakınız yapın şu yürüyüş yolunu demiyorum. Sebebini açıklayın. Biz İnkum sakinleri olarak Yeni Mahalle tarafına üvey evlat muamelesi yapılmasına ve kurumlar arası inatlaşmaya alıştık.
Hem görüntü depremi hatırlattığı için “unutma ve unutturma “ anlamında katkısı olacaktır, toplumda deprem bilincine bu manzaranın…(Biz toplum olarak her berbat durumdan, iyi sonuç çıkarmayı çok iyi biliriz evel-Allah )
O nedenle bu yolun yapılması bizi şaşırtacak. Fakat yine ilgililere bir uyarım olacak; tehlike yaratan ucu sivri demirler, alınmayan güvenlik önlemleri ve kötü aydınlatma nedeni ile düşen, yaralanan olursa ve tazminat talepleri ile burun buruna gelirseniz de siz şaşırmayın.
Yıkılan yürüyüş yolundan kopan çakıl taşları, tuğla ve beton parçaları malum yerdeki denizin içine ve kumsala yayıldı. Bu denize girenlerin ayaklarını rahatsız ediyor ve kirlilik yaratıyorsa da siz bunlardan rahatsız olmuyorsanız mesele yok sayın ilgililer…
Biz yine sizi ya da bir benzerinizi seçer o mevki ve makamları boş bırakmayız.
İnkum’da rutin ritüellerden birisi de çay bahçelerinde dinlenmektir. Fakat her nedense çay bahçelerinde farklı tarifeler uygulanmakta…
İki yetişkin, bir çocuk her akşam iki çay bir meyve suyu içip 5 YTL veriyoruz. Ancak farklı çay bahçelerinde, bazen de aynı çay bahçesinde her akşam farklı para üstü getiriliyor.
Bazen 1 YTL, bazen 50 Krş…
Olsun, biz de kendi aramızda bahse giriyoruz. “Bu akşam ne kadar para üstü gelecek” diye… Ve eğleniyoruz…(Dediğim gibi bizim için Trajikomiktir her şey…)
Eğer her çay bahçesinde fiyatlar standart olsa, bu fiyatlar onaylı olarak ilan edilse, herkes ne ödeyeceğini görse, önceden bilse, “aldatıldım mı acaba” duygusu olmasa, böyle gülemeyeceğiz.
Değil mi sayın ilgililer…
İnkum bir başkadır zaten… Simit fiyatları da bir başka…
Bir simit alırsanız 70 Krş. Fakat üç adet alırsanız 2 YTL+10 Krş. Yerine sadece 2 YTL ödüyorsunuz. Promosyon yapılıyor yani… Bizden söylemesi… Simitte promosyon, kaç tatil yöresinde vardır, bir düşünsenize…
Mücavir alan dediklerinden midir nedir?
Kurtarılmış bölge gibi yani. Farkındalık yaratıyor kişide hemen.
Denetimsizliği pardon, tatile çıktığınızı sapına kadar hissediyorsunuz…
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
27/6/2008 · Kategori: amasra

HER EVE BİR SANTRAL…
Birisi diyor ki ; “Ben bu güzelliğin, yeşilliğin içine termik santral yapacağım.
Çıkardığım kömürü 1 YTL yerine , elektrik enerjisine dönüştürüp size 3 YTL ye satacağım.Ticarette karlılık esastır, ben insan sağlığı, çevre mevre dinlemem.Hem çıkardığım kömürü buradan başka yere götürüp nasıl satacağım, Liman yok, demiryolu yok. Nasıl olsa enerji konusunda kriz kapıda ve yönetenlerinde iki ayağı bir papuca girmiş vaziyette…işsizlik kozunu da oynarsam zamanla rüzgarı nasıl olsa kendi lehime çeviririm, böyle oyalanırım,devletin rödevans kaybı umurumda değil…”
Fakat yıllardır erezyon , küresel ısınma ve yenilenebilir ucuz enerji konusunda durmadan çalışan, fikirler üreten, raporlar yazan TEMA’ nın (Hema değil, Tema…sadece isim benzerliği) başka bir önerisi var. Diyor ki:
“Bir iki üç yetmez !...Her eve bir santral yapalım, her sanayi tesisi, her kurum aynı zamanda elektrik üreticisi olsun. Bu da yetmez bireyler ve kurumlar bedavaya ve de çevreyi kirletmeden ürettikleri elektriğin fazlasını depolasınlar !... Yetmedi, kendileri kullanmadıkları üretim fazlası elektriği bağlı oldukları elektrik şebekesine, devletin belirlediği fiyattan satsın ve ekstra gelir elde etsinler…”
Kulağa güzel geliyor değil mi? Peki bu teknik olarak mümkün mü ? Mümkün.. Almanya başta olmak üzere enerji politikasını son imzalanan uluslar arası anlaşmalardan sonra , yerel ve yenilenebilir kaynaklar üzerine kuran dışa bağımlılık istemeyen bir çok Avrupa ülkesi bunu yapıyor.Sistem kanunlarla belirlenen çerçevede fıstık gibi yürüyor.Harcanan elektriğin , satılan elektriğin fiyatı belli…
Tema nın hazırladığı rapora göre; . Evlerin çatılarına, dış Yüzeylerine güneş panelleri ve uygun yerlere küçük ölçekli rüzgar türbinleri kurulmalıdır.
.Enerjiyi depo etme imkanına sahip veya şebekeye bağlı bu sistemler evlerin enerji İhtiyacının tamamını veya bir kısmını karşılayabilir. Sistemi Kurmak isteyen yurttaşlar çift taraflı (İMPORT-EKSPORT )çalışan elektrik sayaçların kullanacaklar , aybaşında da elektrik ideresi ile mahsuplaşacaklar. Yani, az kullandılar çok ürettiler ise üste para alacaklardır. Böylece bireyler Sadece, kullandıkları fazla (kendi üretimlerinin dışındaki) elektriğin parasını elektrik dağıtım şirketine ödeyeceklerdir.
. Bu amaçla elektrik şebekesine enerji alıp-verme durumuna imkanverecek düzenlemeler mevzuatta yapılmalıdır. Bunu da holdinglerden yana değil, sosyal devlet anlayışında ki bir iktidar yapabilir.
Bu küçük ölçekli santraller Ülkemizin dışa bağımlılığını ve küresel ısınmaya neden olan fosil yakıtların kullanılmasını azaltır. Zira gelişmiş ülkelerde yenilenebilir kaynaklardan (rüzgar , güneş su ) elde edilen elektrik %60-80 oranlarında iken Türkiye ‘de tam tersi, % 20 dolaylarındadır. Zaten sancılar, hep dışa bağımlılıktan doğmaktadır.
Termik santralin ilk kurulum maliyeti ucuz olduğu için Hidroelektrik ve Nükleer santrallere bizim uyanık müteşebbislerimiz pek itibar etmemektedirler.
Köy-Des ‘in verdiği güneş enerjisi kredileri gibi yukarıda önerilen projelerde kredilerle desteklenmelidir, teşvik edilmelidir. Teşvik nasıl olur, enerjisini kendisi sağlayan kurum /evlerden 5 yıl emlak vergisi alınmaz.
Bu sistemlere KDV muhafiyeti sağlanabilir. Vb. Vb…
En önemlisi dilemeyiz ama çıkması muhtemel bir savaşta ilk bombalanacak yerler santraller ve hava alanlarıdır. Enerji üretim merkezleri ülke sathına yayılırsa
Bu sayede ülkenin savaş halinde enerji arzını sağlamak mümkün olur.
. Bireyler ve kurumlar şebekeyi beslemeye devam ederler. Kurumlar ayakta kalır, hizmetler sürer ve sanayi tesisleri üretime devam ederler.
En önemlisi hep dediğimiz istihdam işte bu yöntemle sağlanır. Yalan dolanla değil…
Kime diyorsun sen ey TEMA…
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
26/6/2008 · Kategori: sevgi

BARTIN LAHİKASI
Maalesef güzel bir oyundan sonra Almanya’ya yenildik.
Olsun bir gün herkes nasıl olsa yenilgiyi tadacak.
Bu efkarı nasıl dağıtayım diye düşünürken , içimden bir ses
- Lahika yaz evladım…Avunursun !..
dedi.
Aslında tam olarak “ Lahika uydur , evladım “ dedi.
Fakat, klavyenin başına oturur , oturmaz içime “acaba yazacağım lahika ciddiye alınır mı ?” endişesi düştü.
Çünkü daha önce yazılanların foyası çabuk ortaya çıkmıştı.
Ulusal basında tam sayfa tartışılmıştı da inandırıcı bulunmamıştı.
Olsun, amaç “Yenilgiyi unutmak” (!) değil mi nasıl olsa…
“Herkes nasıl yapıyorsa sende yaparsın” diye Terim vari bir motivasyon yaptım kendime.. .
Şimdi sıra Lahika’ya isim bulmaya geldi.Lahika 1 desek, olmaz, hem bu bir takım medya tarafından yapıldı ve tutmadı. Lahika 2 desem, adama sormazlarmı , senin 1. Lahikan nerde diye…
Hem geleneğe göre baktım ki, Lahikalar yazıldığı yerin adı ile anılıyor. (Bununda bir istisnası var; Amerika Lahikası yerine Gurbet Lahikası gibi…)
*****
Bence,Bartın Lahikası uyar.
Bazı gazetelerin iddiası var. Bizim günlük neşriyatlarımız Lahika görevi görür diyorlar.
Benim öyle bir iddiam yok.
Benim yazılarım lahika işlevi görmez, her ne kadar da hizmete (!) yönelik metot ve yöntemlerden bahsetse de…
*****
Lahikanın sözlük anlamı Ek demekmiş.
Biz Baş sayfada bile yer bulamıyoruz ki, ek olarak verilelim… İç sayfa güzeliyiz biz…Ancak 4. veya 5. sayfa uygun görülüyor bize… Olsun varsın…Lahika dediğin her şart ve könjektürde değerinden bir şey kaybetmez..
****
Aslında lahika kelimesi Arapça kökenli olup, ekin eki demektir. Güzel Türçe’miz varken neden Arapça kullanalım değilmi ? Hem TSK da kendi içinde Türkçe kelime kullanalım kampanyası başlatmadımı bu günlerde..
Ama olmaz içimizde bu kadar ithal ideoloji ve ithal kültüre meraklı ,İrlanda’lı varken Lahikadan başkası reating almaz…
Olmuyor olmuyor…
Üyduramıyoruz.
Halbuki başka gazeteciler tarihi, sayıyı bile ne kolay uyduruyor.
Tarih ve sayıyı uydurmak ta yetmez, birde gizlilik derecesi koymak lazım.
Benim Lahikam ULTRA KOZMİK GİZLİ…
Ama yerel gazetelerde okursanız şaşırmayın…
****
En iyisi biz efkarımızı Türk usulü dağıtalım, ama kurşunsuz olsun…
Benzincide olduğu gibi…
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
24/6/2008 · Kategori: amasra

SİNTİNE SUYU…♥♣
Bahse konu su zannedildiği gibi Kavşak Suyu’na alternatif bir su değildir.Kaynağı da doğa değil, gemilerin sintine dediğimiz deniz seviyesinin altındaki dip kalan kısmında kalan bölümde biriken sızıntıların, atık yağların, yakıtın ve diğer petrol türevlerinin bileşiminden oluşan , çevreyi kirletmek için birebir, insan sağlığını son derece tehdit eden pis bir bileşimdir.
Hiç görmedik diyenler hafta sonu Bunu İnkum sahillerinde gördüler.Denizin üstü saatlerce bu sintine suyu dediğimiz pis kokulu atık ile kaplı idi.Nerden biliyorsun bunun sintine suyu olduğunu derseniz ? , 20 yıl, bu bazen yarı belime kadar bu suyun içinde çalıştım. Bu mereti ayda görsem tanırım.
İlgisizler yine yetkisiz gibi davranmasınlar diye bu kez Yetkisizlerin (!) olaya nasıl yaklaşmaları gerektiğini , hangi uluslararası sözleşmelere dayanarak, hangi tüzük ve bertaraf yöntemlerini izlemeleri gerektiğini anlatmaya çalışacağım.
Bu kanaate nasıl vardığımı sorarsanız; Irmak üzerindeki köpüren endüstriyel atıklara donuk bir ifade ile bakıp ;
- Tahlile göndermek lazım…Sonucu beklemek lazım…Kem küm …Nerden geldiğini araştırmak lazım ....vs..vs..
diyen lerin daha sonra lazım gelenleri yapmadığını, yapamadığını gördükten sonra, böyle bir yol izlemek zorunda kalıyorum maalesef…
Öncelikle Ekonomik anlamda şans olan Bartın limanı Bartın’ın doğası için şansızlık olmasın.
Zira İnkum sahillerinde görülen son kirlilik, Bartın Limanı sorumluluk sahasında olan yük boşaltmak üzere bekleyen, demirleme mevkisinde demirlemiş , yani alargadaki gemilerin sintine suyunu , evsel atıklarını , slaç (Tank dindeki çamurumsu madde ) ve balast tankları temizlikleri sonrası pis sularını denize basmaları sonucu oluşmaktadır.Bu aynı zamanda Denizlerde Kirliliği Önleme Tüzüğüne göre suçtur.
Bunu kanıtlamak hem çok zordur hem , eğer kontroller layıki ile yapılırsa, kayıtlar ve geminin yapacağı bildirimlerin doğruluğu araştırılırsa çok kolaydır.
Bizim limanımız da 2007 Temmuzunda lisansını almış bir , Atık Toplama ve Arıtma Tesisimiz mevcutur.Zaten bu boyuttaki bir liman işletmesi için Arıtma Tesisi bir zorunluluktur.Gönül ister ki Bu tesis tam anlamı ile lisans süresi boyunca efektif olarak kullanılsın, gemiler atıklarını Euro cinsinden bedel ile buraya teslim etsin. Hem Bartın’a yeni bir girdi oluşsun, hem de denizlerimiz temiz kalsın.Ancak ücret ödemek için açıkta bekleyen gemiler artıklarını geceleri özellikle denize basarlar veya yalan beyanda bulunurlar.
Zaten evsel nitelikli ve sanayi tesislerinden kaynaklanan endüstriyel nitelikli atık suların herhangi bir arıtım işlemine tabi tutulmadan Bartın’daki akarsulara ve kollarına verilmesi ve bu kirliliklerin akarsular aracılığıyla deniz ortamına taşınması ile bir kirlilik oluşmaktadır. Ancak gemilerin yarattığı atıklar doğa için hem toksit, hemde yarattığı kötü görsel , kötü kokulu , hem de geri dönüş olmayacak kadar vahimdir.
Elin yabancısı kendi ülkesinde bu kadar kolay kirlememektedir kendi denizini.. .Çünkü yaptırımlar yüksek kontroller sıkıdır.
Hiç kimse, sahilde güneşlenirken fuel oil artığına bulanarak kirlenmeyi istemez. Ancak maalesef, dikkatsizlik, yanlış ve kötü niyet, gerekli önlemlerle düzeltilmedikçe insan doğasında mevcuttur.
Çok değerli yetkililere sesleniyorum. Mutlaka konu, kanun , yönetmelik ve tüzüklere vakıfsınız, Taraf olduğumuz , uluslar arası sözleşmeleri biliyorsunuz.
Okuyucuların çoğu bilmiyor olabilir: MARPOL 73/78 sizin için bir şey ifade etmiyor mu ?
Gemilerden Atık Alınması ve Atıkların Kontrolü Yönetmeliği rafınızda yok mu ? .Kullanın bilgi birikiminizi , uzmanlığınızı..Gücünüzü de kanun ve yönetmeliklerden alın…Seyretmeyin..
Bu ülkenin gözbebeği olan sahillerimizi, ekosistemimizi ve denizlerimizi korumak, sadece biraz daha özveri ve yoğun çalışma istemektedir. Sonucunda elde edeceğimiz doğal mirasımızı çocuklarımıza daha rahat bir vicdan ile teslim etmenin huzuru tüm yoğun çalışmalarımıza değecektir.
Haydi bre…

Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
18/6/2008 · Kategori: amasra

İLK ONBİR…
11. “Lala, Lala Termik santral buraya mı ola ? “(Anonim )
10.”Hodri meydan.Bizim de geri dönüşümüz yok” A.Sevtap uzun
9. “Halkın istemediği yerde santral olmaz”. Bel. Başkanı Ali Yıldırım.
8.”İş adamı sözünde durmalı “M. Kemik
7. “Bana sorarsanız, Ben Malkoçoğlu’ndan yanayım.” Güngör Yavuzaslan
6.”Hema’nın canı çıksın , üzmeyin beni……” “Bende Termik Santrale karşıyım. Bartın’a uygun santral dünyada yok.” A. Altıntel
5 “Amasra ve Bartın Helak edilmemeli “ K.Toptan
4.” Bartın istemezse santral kurmayız.” “Kandırıldık ,İçimiz sızlıyor“M.Hattat
3. “”Arkadaşlar (!) yer bakıyor.” Bir Bakan
2. “Hema büyüledi. “Bir gazeteci
1.”Çevreciliği yeni öğrendiğimiz için Avrupayı da geçtik “ “Termik Santralin hayata geçmesi 3 yılı bulur, hatta 4 yıla da ulaşabilir. Çünkü çok frenliyorlar” “Bizim artık geri dönüşümüz yok.. …” “Santral kurdurmayacaklarsa kömür işine girmezdik.”
(Hema yetkilisi)
Gördüğünüz gibi Santral açmazında basından derlediğim, benim TOP 11’im böyle…Onbirimizde Hema dan yükselen sesleri 1 numaraya yani kaleye koyduk.Fakat bir de yere göğe sığdıramadığım sözleri var ki , onları kaç numaraya yerleştireceğimi şaşırdım, o sözleri tasnif dışı değerlendireceğim:
Söze göre, Halk Hemacılarla yan yana imiş, “siz çevrecilere aldırmayın, onlar yaygara yapıyor “diyerek Hema yetkilerinin önlerini kesip,onları ( çevrecileri ) dinlemeyin diyormuş. Ben yerel basının yalancısıyım.
Hatta bu müteşebbis ile destekçilerinin anıtını dikmek lazım mış. ( Bence de dikmek lazım: Ama santrale değil sadece kömür çıkarmaya yatırım yaparlarsa)
Bu sözlerin sahibi olan Hema yetkilisini –adı ve ünvanı dışında-ben tanımıyorum. Eğer tanısam ben de önünü keseceğim, birkaç söz de ben söyleyeceğim .Çünkü ben de halk (!) tan biriyim.
Ya o yetkili, yada Santrala Karşıyız diye, imza veren binlerce kişi ve Halkımız santral istemiyor diyen Amasra Belediye Başkanı yanılıyor.Yanıltıyor.
Sahi, siz adını basından öğrendiğimiz yukarıda yazdığım sözlerin sahibi, Santral karşıtları için"bilinçsizce yaklaşıyorlar " diyen yetkiliyi tanıyor musunuz. ? Tanıyor olsaydınız “önünü çevirip” ne söylerdiniz ?
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
« Önceki :: Sonraki »