20/10/2009 · Kategori: BARTIN
KÖTÜNÜN KÖTÜSÜ KARAR…(1)
Aylardır Bartın Üniversitesinin yeri konusunun karara bağlanması ve bir an önce üniversitenin fiziki yapılanmasının startının verilmesi bekleniyordu.Bu zaman zarfında bizde naçizane katkılarımızı sunmak üzere, konu hakkında öneriler topladık ve zaman zaman bu köşemizden kamuoyu ile paylaştık.
Önerilerimizde yer adı zikretmemeye, kimsenin değirmenine su taşımamak adına özen gösterdik.Önerilerin denenmiş olmasını, Bartın’a uygulanabilirliğini, sosyolojik gerçeklere dayanması ve bilimsellik taşımasını yeter gördük.
Bu aşamada bazı yetkililer bizleri gerek telefonla arayarak, gerekse makamlarına davet ederek; önerilerimizin çok yerinde olduğunu, hatta “tümüne katıldıklarını” söylediler.O dönemde yetkililerin paylaştıkları başlıca sıkıntı, uygun yerlerin “orman alanı” yada “yüz ölçüm olarak küçük” olduğu idi.Yetkililerin bu sorunların nasıl aşılacaklarını bildiklerini düşünerek, hiçbir zaman tereciye tere satmadık.
Halbuki “Orman sınırları içinde” diyerek değerlendirmeye dahi alınmayan yerlerin çoğu gördüğümüz kadarı ile, fennen ve bilimsel olarak orman vasfını taşımayan, hiçbir zaman orman ürünü (emvali) elde edilmemiş ve düzenli olarak edilmeyecek, fundalık ve makilik, hatta yoz, çorak araziler idi.
Teşekkül ettirilecek “Maki Tespit Komisyonu” ile bu gerçek rapor altına alınabilir, rahatlıkla uygun görülen yerler orman sınırları içinden çıkartılabilirdi. (Zira, bu tarz uygulamalar bölgedeki bazı özel şirketlerin talepleri üzerine 20 günden daha az bir sürede rahatlıkla yapılabiliyor.Binlerce metrekare Ormanlık alan yol açma vs. gibi nedenlerle süratle vasıf değiştirebiliyor.)
Bu ne avantaj sağlardı derseniz ; her şeyden önce şimdi karşı karşıya kaldığımız kamulaştırma masrafları ile karşılaşılmaz idi. Zaten mahdut olan bütçe rasyonel kullanılmış olurdu.
Ülkemizdeki kamulaştırma işlemlerinin %40’ının mahkemeye, %3 kadarının da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşındığını, bu mahkemelerin ortalama 5-6 yıl sürdüğünü, Avrupa insan Hakları Mahkemesi’nin Cezai Kararları nedeniyle kamulaştırmaya ayrılan ödeneğin yaklaşık 3 misli kadar ceza ödendiğini, en önemlisi de ülkemizin İnsan Hakları Karnesinin kötüleştiğini, çok daha büyük bütçeli olan baraj-otoyol gibi projelerin bile kamulaştırma engelini yıllarca aşamadıklarını düşünürsek alınan kararın pişmanlık yaratacağını şimdiden tahmin etmek zor değildir.Halbuki ilgililer “3 yıl tekamül etmiş bir üniversiteyi meydana getirmek bizim için yeterli” demişler idi.
Ayrıca önerdiğimiz yöntem tercih edilseydi, depreme dayanıklılık katsayısı açısından daha uygun bir yer seçimi mümkün olurdu.Konunun uzmanları, Dere yatağı, alüvyon toprak, yerel dilde mehle olduğu söylenen şimdiki yerde binaların Depreme dayanıklılığının anca fore kazık temel yöntemi ile sağlanabileceğini, bunun da maliyeti artırıcı bir unsur olduğunu iddia etmektedir.Halbuki ilgililer “az para ile , ne kadar çok iş yapılabileceğinin hesabını” yaptıklarını söylemişlerdi.
Yer seçimi konusuna, sonraki yazılarımızda mera, çayır ve tarım arazisinin kaybı, öğrencilerin sosyal yaşamı, üniversitenin kent ve halk ile bütünleşmesi, köylümüzün mağduriyeti, ulaşım sorunları vb. açılardan da yaklaştığımızda göreceksiniz ki, maalesef hatalı karar verilmiştir.
(devam edecek)
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
20/10/2009 · Kategori: BARTIN
PROJELER VE ÇAPANOĞULLARI…
AB hibe fonları denen şey ortaya çıktıktan sonra birçok kişi “projem geldi” deyip ortaya çıkmaya başladı.
İçinde bulunduğumuz konjektürün ürettiği bu uyanıkların yegane amacı pastadan pay kapmak…
Mevzuat gereği fonlara kişisel başvurunun olamayacağını bilen bu sözde “proceci” ler, koltuğunun altına aldıkları, bilimsellikten uzak, gizli amacı da ustaca gizlenememiş, kişisel kaygılarla yola çıkıldığı için hedef kitlesi olmayan, tarihsel ayağı olmadığı halde ayaklarını uydurdukları hayal mahsulü hikayelere dayandırdıkları, özgün olmayan (hatta çalıntı) fikirlerle(!) AB fonlarına müracaat yapabilme Hakkı olan Valiliklerin, Belediyelerin, Vakif ve Derneklerin yolunu tutmaktalar.
Ağdalı anlatımları ve sosyal proje süsü bile, bu adına proje dedikleri bana göre art niyetli metinciklerin arasındaki bir sürü ikirciği gizlemeye yetmiyor. Bu proceciklerde ne milli ne mahalli fayda vardır. Ve de iddia ediyorum; bu tutarsız ve desteklenesi yanı olmayan fikirler özgün de değildir çok bilinen bir amaca hizmet etmeye yönelik olup daha önce denenmiş ve deşifre olmuş amaçların uzantılarıdır.
Genelde, yapılma lüksü görülürse ve objektif yapılırsa, proje bitimindeki değerlendirilmede, harcanan para ile sağlanan faydanın arasında dağlar olduğu, atılan taşın ürkütülen kurbağaya değmediği görülecektir.
Yani rasyonel ve akılcı projeler değildir bu projeler…Örneğin getirisi- götürüsü tartışmaya açık, Paflagonya projesi gibi ; zira bu projeye göre, Bartın’da İtalyan turistten adım atılamayacaktı…Bisiklet fabrikaları kurulacaktı…Proje ortağımız Muhteremler AB ‘ye girmemize yardımcı olacaklardı…Çok şükür, 2002 de imzalanan protokol 4 yıllık idi ve 2006 da bitti kurtulduk, bu projeden…Anı olarak elimizde proje tanıtım broşürü ve broşürle beraber dağıtıldığı iddia edilen enterasan bir haritanın orijinali kaldı.O dönem de “demir atlıları” alkışlayanlar şimdi alkışlar mı dersiniz ?
Bu arada projelerin tümünü karalayıp, hem üretenlerin şevkini kırmak, hemde her üretilen proje de bir şeyler aranmalı demek istemiyorum. Ancak proje sunulan kurumların her projeye balıklama dalmamak, zaman ve kaynakları akılcı ve projedeki Hedef kitlenin (yaşlı, çocuk, hasta , yoksul, genç, her ne ise…) yararına kullanmak gibi bir sorumluluğu olmalıdır.
Bir projenin etüdü nasıl yapılmalı derseniz;
Bir kere proje konunun uzmanı, akademik nosyonu olan 3 kişilik hakem kurulundan geçebilmeli…Bir projenin bilimsel kabul edilebilmesi için arkasında mutlaka bir üniversitenin desteği olmalı…
Projede ortak veya destekçi gibi gösterilen kişilerin mutlaka bunu belirtir mektupları yer almalıdır.
Proje bütçesi incelendiğinde elde edilecek bulgular zaten projenin samimiyetine hemen ayna tutacaktır.Zira proje için gerekli maliyet kalemlerinin teklifler alınmadan, projede kullanılacak techizat-makine vs. için proforma faturalar konmadan yapılmış, şişirilmiş olması, gayri ciddi bütçelendirme , gayri ciddi proje demektir.
Yerli malzeme için yerel para birimi ve KDV ‘li fiyatlar, yabancı malzeme için ise yabancı para birimi ve değeri üzerinden, %35 ithalat maliyeti giydirilmiş fiyatlandırma yapılmalıdır.
Proje çerçevesinde ortaya çıkacak kitap, rapor, web sayfası, CD-Rom gibi yayınlar ve varsa diğer somut proje çıktıları akademik çevrenin faydasına sunulabilir, ancak bir projeyi belgesel film yapma önerisini ise ben hep, bir koyundan iki post çıkarma girişimi olarak görmüşümdür.Zira projeden nemalanmaya çalışanların bu kılıf ile ikinci bir meta yaratma gayretleri eski bir Kızılderili numarasıdır.
Bu tarz projeler ilk etapta finansal kaynak bulsalar da , kısa sürede rasyonel fayda sağlamadıkları görülecek ve sürdürülebilirlikleri kalmayacaktır.
Bu tarz projelerin içeriğinde olası risklerden hele hiç bahsedilmemektedir.Her şey toz pembe gösterilecektir şüphesiz…
Yine bu tarz projeler yangından mal kaçırma yöntemini benimsediklerinden, internet ortamında da pek rastlanmayan projeler olup, geniş kitlelerce okunup , değerlendirilmesi pek arzulanmaz. Fikir hırsızlığının ortaya çıkmaması için bu bir yol olarak görülür.
Her kim toplum yararına fikirler, projeler üretiyor, göz nurunu tüketiyorsa başımızın üstünde yeri var.
Ama her kim “mış” gibi yapıyorsa pilav yerken dişi kırılsın…Niyetleri de niyet olarak kalsın, yoksa onları parmak ile göstermekten de çekinmem…
Yine de, konu ile ilgili litaratüre hakim olmadan, ham fikir bile denemeyecek zırvalarla, hele çalıntı projelerle toplum karşısına geçebilme cüretini gösterenleri kutluyorum, ama toplumu salak yerine koydukları için kınama hakkımı mahfuz tutarak tabi ki…
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
4/9/2009 · Kategori: BARTIN
KOZCAĞIZ NEDEN İLÇE OLMALI ? (1. bölüm)
1.Ülkemizdeki idari bölümlemenin ve ülkesel yönetim sisteminin temeli olan “İl” ölçeğinde başlayan bir kalkınma anlayışının ve buna uygun bir planlama sisteminin yanı sıra ilçe ölçeğinde de planlamanın geliştirilmesi gereği vardır.Bunun için Kozcağız, Kumluca ve Hasankadı yı ve köylerini içine alacak bir ilçe’de mikro bazda yapılacak bir kalkınma planlaması yöreye ciddi katkı sağlayacaktır.
2.Kumlucalılar genelde Coğrafi olarak kendilerine ters düşen Ulus yerine yüzlerini Bartın’a dönmüşler ve ihtiyaç hasıl olduğunda Bartın’ın yolunu tutmaktadırlar.Kozcağız’ın kendilerine merkez ilçe olması halinde yeni bir aidiyet duygusu kazanacakları aşikardır.
3.Bir yörenin her zaman üst düzeyde temsil edilmesi yöre yararınadır. Otoritenin, yöresel menfaatlerin takibinin, yetki paylaşımı ve kullanmanın kaymakamlık düzeyine yükseltilmesi de hem bürokratik işlemlerin hızını artıracak, hem de yöreye temsil anlamında fayda sağlayacaktır.
4.Özel sektör yatırımcıları açısından da, muhatapları belli ve güçlü ilçeler , beldelere göre daha tercih edilebilir ve daha çekicidir.
5. YÖK ‘ün ilçelere bile fakülte kurma konusunda isteksiz olduğu düşünülürse, Kozcağız’ın bu statüsü ile üniversite ile buluşması uzak ihtimal görünmektedir.
6.Hasankadı mevcut coğrafyası nedeniyle gidilemeyen köy durumundadır.Malüm gidemediğiniz yer sizin değildir.Kozcağız Hasankadı için ilçe merkezi durumuna getirilirse, gerek sağlık zincirinde , gerekçe diğer hizmetlerde bir mesafe(kilometre) anlamında yakınlaşma tesis edilecektir.
7. Kozcağızın ilçe olması halinde,Hasankadı beldesi, Bartın’ın bazı köyleri ve Ulus ilçesinin bir beldesi(Kumluca) ile köylerinin nüfus anlamındaki katılımı ile sayısal denge kurulacak, ilçelerin nufusları birbirlerine yakın olacaktır.İlçe başına düşen hizmet yükü de böylece homojen dağılacaktır.
8. Kozcağızın ilçe olması konusu kesinlikle siyasi yatırım veya seçim vaadi olarak kullanılmamalıdır. Olaya İlçe olma kriterleri açısından ve yöre gereksinimleri gözü ile bakılmalıdır.Bu nedenle böyle bir kararın alınması için seçim arifesi beklenmemelidir.
9.İlimiz nüfusu 185 bin kişi olup bunun 125 bini belde veya köy statüsünde yaşamaktadır ve bu anlamda hizmet almaktadır.İnsanları bulunduğu yerde mutlu etmek esas olduğuna göre şehirlinin aldığı hizmeti onların ayağına götürmek için mümkün olduğunca ve şartları taşıyorlarsa onları şehirlinin yararlandığı belediye hizmetlerinden ve diğer hizmetlerden yararlandırmak için statülerinin yükseltilmesi elzemdir. Bunun aksi şehre göçü körükler.Kent hizmeti alan nüfus sayısı kente komşu ve kent ile birleşmiş köylerin belediye sınırları içine alınması yolu ile artırılmalı ve yazıya konu olan Kozcağızın ilçe yapılması ile birlikte düşünülmelidir.Bu belediyelerin İller bankasından alacağı payı da artıracaktır.
9.Kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi için belirlenen olmazsa olmaz esaslardan olan ;
Katılımcılık, Açıklık ve şeffaflık, İnsan haklarına saygı, Etkinlik,Verimlilik, Tasarruflu olma, Üst düzey performans, Vatandaş odaklı olma (vatandaşın memnuniyeti),Yeniliklere açık olma, Düşük maliyetle çalışma, Amaç ve sonuç odaklı anlayış, Zamanı en iyi şekilde değerlendirme, İç denetimin etkin ve hızlı yapılabilmesi, Bürokratik işlemlerin basitleştirilmesi, Vatandaşa kolaylık, müracaatların hızlı bir şekilde işlenmesi , değerlendirilmesi, sonuçlandırılması ve yöre tanıtımı açısından da Kozcağızın ilçe olması gerekmektedir.
Kriter açısından da Kozcağız bunu hak etmiştir.
10.Kente atanacak yeni bürokratlar gereksinimlerini Kozcağız’dan karşılayacakları için esnafın yüzü gülecek , cirolar artacak, esnafta hizmet kalitesi ve anlayışını gözden geçirecektir.Bu da bir tür kültür alışverişini beraberinde getirecektir.
11. Kozcağız’ın ilçe olması ile genel beklentiler yükselecek, hedeflerin (vizyon) büyümesi-revizyonu, eksikliği duyumsanan inovatif yaklaşımı da beraberinde getirecektir.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
4/9/2009 · Kategori: BARTIN
Çok güzel hareketler bunlar…

Bartın Belediyesinin, gerçek su havzasının koruma alanı sınırlarından çok küçük
olduğu gerekçesiyle Kavşak Suyu Koruma Alanı İlanının iptali için dava açması…
Kozcağız Beldesinde Tarım İl Müdürlüğünün rehberliği ve ilgisi ile halkın geçim kaynağı olan Karpuz yetiştiriciliğinin en ilgi gören tarım sektörü haline gelmesi..
Vali Beyin tensipleri ile AB fonlarından faydalanma konusunda talihsiz olan Bartın’da ilk kez bir bilgilendirme toplantısı yapılması…
Bartın Üniversitesinde okuma hakkı kazanıp, Kente ilk kez gelen Üniversite öğrencilerini terminalde karşılayıp bir haftalık bile olsa, bedelsiz şehir içi ulaşım hizmeti verilmesi…
30 Ağustos Zafer Bayramının Bartın ve ilçelerinde özellikle halkın yoğun katılımı ve coşku ile kutlanması…
Ulus’taki kullanılmayan otelin yurt yapılması yolu ile Ulus’un da Üniversitenin sosyal hayata katkılarından yararlandırılması düşüncesi…
Kışın çıkılamadığı için hamile kadınlara “yolda doğum kabusu gördüren” kadın doğum ve çocuk hastanesine alternatif yol yapılması…
Ulus’lular Derneğinin Keten Bitkisi Üretimi için AB fonlarından finans desteği almayı başarması…
Faruk Papila’ nın hayvan gübresinden sonra bitki artıklarından (bio-kütle) bio-gaz elde etme çalışmalarına başlaması…
Yalı projesi diye bilinen Kentsel Dönüşüm Projesinin başlayacağı ve Belediye parkının yeni bir düzenlemeye kavuşacağı haberleri…
Bartın ve havalisinde uyuşturucu tacirlerine ve tarihi eser kaçakçılarına son günlerde vurulan darbeler…
İnkum’da bu yaz boyunca boğulma nedeni ile olan can kayıplarının asgari düzeyde kalması ve meteorolojiden güzel ve denize girmeye elverişli havaların Bayram sonuna kadar süreceği bilgisinin alınması…
Bir grup toplum gönüllüsü tarafından “Bartın Kent Konseyi Tüzüğü” taslağı çalışmalarının başlatılması…
Amasra kent merkezinde göze hoş gelen çevre düzenlemesi yapılması…
Yerel televizyonda izlediğimiz kadarı ile, futbolcuya “topçu” demesinden hareketle, ilimizin futbolu seven, takipçisi ve destekçi olacağı anlaşılan, en önemlisi karizmatik ve futbol ile ilgili literatüre hakim bir Emniyet Müdürüne kavuşmuş olması…
(Bilgi notu; insanlara “1 iyi, 1 kötü haberim var, önce hangisini söylememi istersin ?” diye sorulmuş ve %80 oranında “ önce iyi haberi söyle..” cevabı alınmış. Bu nedenle bugün, iyi ve güzel şeylerden, yani öncelikle duymak isteyebileceğiniz haberlerden bahsettik.)
Haftaya bakacağız..
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
29/7/2009 · Kategori: BARTIN
ÜNİVERSİTENİN YERİ (!)
“Kampüs yerinin seçimine, Maliye Bakanlığı müsteşarının koordinatörlüğünde, Devlet Planlama Teşkilatı müsteşarı, Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu genel müdürü, ilgili üniversitenin kurulduğu ildeki vali ve belediye başkanı ile üniversitenin rektöründen müteşekkil bir kurul karar verir''
Böyle diyor resmi gazetede…
Peki bu komisyon hangi kriterleri dikkate alır? Eşitler arasından en eşit olanını nasıl seçer ? Bu komisyona mugallebiyete ne kadar etki eder ? Şeffaflık esas mıdır? Şeffaf olunur ise rantiye mi uyanır ?
Biz pek anlamayız bu nedenle anlayanlara soralım dedik;
Netekim sorduk şu cevapları aldık. ( Ayrıca, sivil toplum örgütlerinin bu konuda görüş alışverişi için bir araya gelme hazırlıkları yaptıkları duyumunu aldık. Belki altlık olur.)
Şöyleki;
1.<_script /><_script />Bartın üniversitesinin en az elli yıllık projeksiyonları göz önüne alınarak bir kampüs planlaması yapılması gerekir.
2.Yeni kurulan üniversiteye bağlı mevcut birimler ile gelecekte kurulması planlanan birimlerin mekan ihtiyaçlarının karşılanması; bu birimlerde çalışacak veya öğretim görecek insanların arazide uygulamalı derslerini kolaylıkla gerçekleştirebilmesi açısından geniş bir kampüs alanına ihtiyaç duyulacağı kesindir.
3.Kampüs için düşünülen geniş bir alanın kent merkezine yakın bir mesafede olmasının beklenmemesi gerekir, bu nedenle kampüsün gelecekte bir genişlemeye ihtiyaç duyması halinde, etrafındaki araziyi kolaylıkla kazanabilecek bir mevkiye düşünülmesi uygun our.
4. Öğrenciler ve kampüs çalışanlarının ulaşım ihtiyaçlarını karşılamada başta raylı yöntem olmak üzere toplu taşımacılığın daha kolay olabileceği bir lokasyon düşünülmesi gerekir
5.Kampüs yeri seçiminde ve projelendirilme aşamasında yerel yönetim ile işbirliği yoluna gidilerek, kampüs ile kent merkezi arasında konforlu ve süratli bir taşımacılık yöntemi planlanması gerekir.Bu koordine yapılmadan yer seçimi yapılmamalıdır.
6.Kampüs yeri topoğrafyasında aşırılıklardan uzak durulmalıdır. Kampüs yeri inşaat işleri maliyetini ne çok artıracak kadar engebeli ve heyelanlı alanlar olmalı, ne de potansiyel tarım arazisi olabilecek düzlükleri içermelidir.Şehre Ekonomik katkı veren tarım arazilerinin ziyan edilmesine de fırsat verilmemelidir.Bartının yakın çevresinde ki köyler kadınların üretip kendi elleri ile sattığı tarım ürünleri sayesinde ayakta kalmaktadır.Bu denge bozulmalıdır.
7. Türkiye`deki deprem gerçeği vardır ve Bartın 1. öncelikli Deprem bölgesindedir.Hemen hemen tamamı deprem etkisi altında olan şehrimizde yeni kampüs yeri seçiminde zemin etüdü mutlaka dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, ön geoteknik etüd yapmadan kampüs alanı seçimi yapılmamalıdır.
8.Kampüste özellikle yeşil alanların sulanması olmak üzere, büyük miktarda içme ve kullanma suyuna ihtiyaç duyulacaktır `Bu nedenle, kampüs alanı seçiminde göz önüne alınması gerekli en önemli faktörlerden biri de yeraltı suyu imkanları olup, kampüsün özellikle sulama ihtiyacını karşılayacak yeraltı suyu akiferi içeren bir bölgede veya nehre yakın bir alanda inşası düşünülmelidir.` dedi.
9.Kampüsteki fakülte, lojman binaları ve sosyal tesisleri üniversiteningelecekte planlanan maksimum büyüklüğüne göre projelendirilmeli ve inşaat faaliyetlerine kampüs için en zaruri binaların inşasından başlanarak, planlı bir biçimde devam edilmelidir.
10. Kampüs civarında ve alanında üniversite anlayışına yakışmayacak gecekondulaşma tipi bir plansız yapılaşmaya izin verilmemelidir.
11. Şehrin dokusuna ve tarihi geçmişine bağlı kalarak, kampüs yapılaşmasında şehri yansıtan iyi bir mimari sergilenmelidir. Mimari tasarımın eğitim piskolojisinde çok önemli bir rol oynadığı unutulmamalıdır.
12. Her şöyden önemlisi kent halkına bir emrivaki yapılmamalı, mutlaka görüş alınmalıdır.
13. Fakülte seçiminde de döner sermayesi güçlü, bölge ihtiyaçlarına yönelik fakülteler kurulmalıdır.Örneğin deprem bölgesi olması ve yer altı zenginlikleri itibari ile bölge jeoloji mühendisliği için labarotuar niteliğindedir.
14. Bartında “yerleşkenin yeri” kadar , üniversitenin nasıl cazip hale getirleceği konusunda beyin fırtınaları yapılmalıdır.
Bu konuda işi bilen dostlarımızın görüşlerini dedikodu ve magazin tuzağına düşmeden yansıtmaya devam edeceğim.Ancak ben şunu bilir şunu söylerim:
Aslında yeri neresi olursa olsun, “nesnel” şartların yanında, Kısaca katılımcı, şeffaf, denetlenebilir, Kemalist düşünce sistemi içinde yetişmiş, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı öğrencileri barındıracak olan bir üniversite kurmak için adımlar atmak lazımdır.Çünki Üniversiteler bulundukları yöreyi aydınlatacak olan, ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan gelişmesine yönelik önemli rol üstlenen kuruluşlardır. Bartın Üniversitesi’nin de bölgesine önemli katkıları olması beklentisi yüksek ve şarttır.Bu nedenle tarifini ve misyonunu çizmeye çalıştığım üniversitenin “öznel” şartlarını da geliştirmek çok daha önemlidir.
Bu da Atatürk’ün eğitime bakış açısı ile olur.
Yani üniversitenin yeri enlem boylam olarak ne kadar önemli ise beynimizdeki yeri de çok önemlidir.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
30/5/2009 · Kategori: BARTIN
PROJELER VE ÇAPANOĞULLARI…
AB hibe fonları denen şey ortaya çıktıktan sonra birçok kişi “projem geldi” deyip ortaya çıkmaya başladı.
İçinde bulunduğumuz konjektürün ürettiği bu uyanıkların yegane amacı pastadan pay kapmak…
Mevzuat gereği fonlara kişisel başvurunun olamayacağını bilen bu sözde “proceci” ler, koltuğunun altına aldıkları, bilimsellikten uzak, gizli amacı da ustaca gizlenememiş, kişisel kaygılarla yola çıkıldığı için hedef kitlesi olmayan, tarihsel ayağı olmadığı halde ayaklarını uydurdukları hayal mahsulü hikayelere dayandırdıkları, özgün olmayan (hatta çalıntı) fikirlerle(!) AB fonlarına müracaat yapabilme Hakkı olan Valiliklerin, Belediyelerin, Vakif ve Derneklerin yolunu tutmaktalar.
Ağdalı anlatımları ve sosyal proje süsü bile, bu adına proje dedikleri bana göre art niyetli metinciklerin arasındaki bir sürü ikirciği gizlemeye yetmiyor. Bu proceciklerde ne milli ne mahalli fayda vardır. Ve de iddia ediyorum; bu tutar ve desteklenesi yanı olmayan fikirler özgün de değildir çok bilinen bir amaca hizmet etmeye yönelik olup daha önce denenmiş ve deşifre olmuş amaçların uzantılarıdır.
Genelde, yapılma lüksü görülürse ve objektif yapılırsa, proje bitimindeki değerlendirilmede, harcanan para ile sağlanan faydanın arasında dağlar olduğu, atılan taşın ürkütülen kurbağaya değmediği görülecektir.
Yani rasyonel ve akılcı projeler değildir bu projeler…Örneğin Paflagonya projesi gibi ; zira bu projeye göre, Bartın’da İtalyan turistten adım atılamayacaktı…Bisiklet fabrikaları kurulacaktı…Proje ortağımız Muhteremler AB ‘ye girmemize yardımcı olacaklardı…Çok şükür, 2002 de imzalanan protokol 4 yıllık idi ve 2006 da bitti kurtulduk, bu projeden…Anı olarak elimizde proje tanıtım broşürü ve broşürle beraber dağıtıldığı iddia edilen enterasan bir haritanın orijinali kaldı.
Bu arada projelerin tümünü karalayıp, hem üretenlerin şevkini kırmak, hemde her üretilen proje de bir şeyler aranmalı demek istemiyorum. Ancak proje sunulan kurumların her projeye balıklama dalmamak, zaman ve kaynakları akılcı ve projedeki Hedef kitlenin (yaşlı, çocuk, hasta , yoksul, genç, her ne ise…) yararına kullanmak gibi bir sorumluluğu olmalıdır.
Bir projenin etüdü nasıl yapılmalı derseniz;
Bir kere proje konunun uzmanı, akademik nosyonu olan 3 kişilik hakem kurulundan geçebilmeli…Bir projenin bilimsel kabul edilebilmesi için arkasında mutlaka bir üniversitenin desteği olmalı…
Projede ortak veya destekçi gibi gösterilen kişilerin mutlaka bunu belirtir mektupları yer almalıdır.
Proje bütçesi incelendiğinde elde edilecek bulgular zaten projenin samimiyetine hemen ayna tutacaktır.Zira proje için gerekli maliyet kalemlerinin teklifler alınmadan, projede kullanılacak techizat-makine vs. için proforma faturalar konmadan yapılmış, şişirilmiş olması, gayri ciddi bütçelendirme , gayri ciddi proje demektir.
Yerli malzeme için yerel para birimi ve KDV ‘li fiyatlar, yabancı malzeme için ise yabancı para birimi ve değeri üzerinden, %35 ithalat maliyeti giydirilmiş fiyatlandırma yapılmalıdır.
Proje çerçevesinde ortaya çıkacak kitap, rapor, web sayfası, CD-Rom gibi yayınlar ve varsa diğer somut proje çıktıları akademik çevrenin faydasına sunulabilir, ancak bir projeyi belgesel film yapma önerisini ise ben hep, bir koyundan iki post çıkarma girişimi olarak görmüşümdür.Zira projeden nemalanmaya çalışanların bu kılıf ile ikinci bir meta yaratma gayretleri eski bir Kızılderili numarasıdır.
Bu tarz projeler ilk etapta finansal kaynak bulsalar da , kısa sürede rasyonel fayda sağlamadıkları görülecek ve sürdürülebilirlikleri kalmayacaktır.
Bu tarz projelerin içeriğinde olası risklerden hele hiç bahsedilmemektedir.Her şey toz pembe gösterilecektir şüphesiz…
Yine bu tarz projeler yangından mal kaçırma yöntemini benimsediklerinden, internet ortamında da pek rastlanmayan projeler olup, geniş kitlelerce okunup , değerlendirilmesi pek arzulanmaz. Fikir hırsızlığının ortaya çıkmaması için bu bir yol olarak görülür.
Her kim toplum yararına fikirler, projeler üretiyor, göz nurunu tüketiyorsa başımızın üstünde yeri var.
Ama her kim “mış” gibi yapıyorsa pilav yerken dişi kırılsın…Niyetleri de niyet olarak kalsın, yoksa onları parmak ile göstermekten de çekinmem…
Yine de, konu ile ilgili litaratüre hakim olmadan, ham fikir bile denemeyecek zırvalarla, hele çalıntı projelerle toplum karşısına geçebilme cüretini gösterenleri kutluyorum, ama toplumu salak yerine koydukları için kınama hakkımı mahfuz tutarak tabi ki…
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
26/5/2009 · Kategori: BARTIN
Zayıf ve Güçlü Kültüre Sahip Okullar…
Okul kültürü nedir?
Değerler, inançlar ve gelenekler, okul kültürünü oluşturan
Kavramlar bütünüdür.
Bu kavramlar, okuldaki tüm elemanların düşüncelerini, tutum ve davranışlarını etkiler, bireyler arasındaki bağları kuvvetlendirir ve okulu özel ve başarılı yapar.
Okul kültürü, sorunlarla mücadele etmeleri için öğretmenleri cesaretlendirir ve güç birliğini tesis eder.
Okul Kültürü , okuldaki tüm ınsurların davranışlarını etkileme, temel inanç ve değerlerin paylaşılma, sahiplenme düzeylerine bağlı olarak güçlü ve zayıf olarak
nitelendirilir. Güçlü ve iyi oluşturulmuş okul kültürü, öğretmen ve öğrencilerin, hatta velilerin, okulun öz değerlerine bağlılık düzeylerinin yüksek olduğunu işaret eder, Zayıf , önemsenmeyen, benimsetilmemiş kültürde bu durumu göremeyiz.
Maalesef bazı okullar bünyelerinde zayıf kültürü barındırırlar.
Bu tür okullarda;
Yönetici, öğretmen, öğrenci ve veli arasındaki bağlar zayıflamıştır.
Tüm üyeler birbirlerine karşı düşük başarı beklentisi içindedirler; her kes diğerinin başarısızlığını bekler ve hazırlar.
Diyalog zayıflamıştır; motivasyon düşüktür.
Veli, yönetici, öğretmen ve öğrenciler arasında kuşku ve düşmanlık hisleri yaygındır, yıkıcı çatışmalar artmıştır, koordinasyon bozulmuştur.
Sevgi-saygı zayıflamıştır .
Bu tür okullarda unsurlar ne yapmaları ve bunu nasıl yapmaları gerektiğini belirlemeye çalışırken çok zaman kaybederler .eğitim de zamana karşı yarıştır.Boşa geçen süreçler geri kazanılamaz. Böyle okullarda kimse yaşamak ve çalışmak istemez. Kendisinden beklenen performansı gösteremez.
Hâlbuki güçlü kültüre sahip olan okullarda;
Kalite bir alışkanlıktır, insanlar kendilerini daha iyi ve motive edilmiş hissederler;
Mutlu aile havası vardır; meslek aşkı ve şevki örgüte yayılmıştır;
Bireyler değişikliklere açıktırlar; onurlu ve özgüvenlidir;
Öğranci ve öğretmen, yönetici- veli arasında güven, paylaşım ve değer verme duygusu temel unsurdur;
Okulda çalışanlar, birbirlerine karşı yüksek beklenti içindedirler;
Karşılıklı destek ve güvene dayalı iş birliği ruhu vardır;
Herkes sorunlarını birbirleriyle paylaşır.
Yaratılmış olan eğitim öğretim iklimi öğretmen ve öğrencilerin kendilerini yenilemelerine uygundur, paylaştıkları anlamlı amaçları içtenlikle öğretim sürecine
taşırlar;
Okul kültürünü oluşturan, temel ilkeler, birlikteliği, çok çalışmayı ve gelişmeyi teşvik edicidir;
Güçlü okul kültürü sayesinde sağlanan ortam, öğrenci başarısını arttırıcı, öğretmen ve velilerde sorumluluk bilincini kuvvetlendiricidir;
Başarı, eğlence ve mizah bir aradadır; insanlar çalışırken aynı zamanda eğlenirler .
İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 60. ve Liseler Yönetmeliği’nin 5. maddesi “Okulu müdür yönetir.” şeklindedir.
Bu nedenle okul yöneticisi diğer görevleri ile birlikte okul kültürünü de yönetmek zorundadır.
Yöneticinin okul kültürünün yönetimindeki ilk görevi, güçlü bir okul kültürünün oluşturulmasına önemli derecede katkıda bulunmaktır. Bunun sonucu olarak okulun formal ve informal boyutu birbiriyle bütünleşir. Yöneticiler,
öğretmenler ve öğrenciler, mensup oldukları okullarıyla gurur duyarlar. Benzer şekilde veliler de aynı gururu yaşarlar. Bu ortak duygular yönetici, öğretmen,öğrenci ve veliler arasında yakınlaşma ve kaynaşmayı sağlar.
Okul yöneticisi, okul kültürünü biçimlendirmeye çalışırken okulun nasıl bir cazibe merkezi hâline getirileceği konusunda bir vizyon geliştirebilmelidir . Çünkü olumlu bir okul kültürü geliştirebilmek için belirli bir vizyon gereklidir . Ancak okullarımızda egemen olan kültür, öğretmen ve
öğrencilerde yeterince coşku oluşturamamaktadır. Bu durumun, okul kültürünün de oluşturulamamasından kaynaklandığı söylenebilir.
Öğrenciler de artık geleneksel yöntemleri ve sınıf yönetimini çekici bulmamaktadırlar.
Bu nedenle, okul yöneticisi okul kültürünü daha çekici hâle getirmenin yollarını aramalıdır. Bir okulun her yıl düzenlediği mezuniyet törenine, konsere, pilav gününe, müsamereye ve yarışma programına basit bir etkinlik gözüyle bakmamak gerekir. Çünkü bu tür etkinlikler okul elemanlarını birbirleriyle kaynaştırır. Böyle bir okula öğretmen ve öğrenciler koşarak gelirler.
Okul yöneticisinin özgün bir okul kültürü oluşturulmasına katkıda bulunduktan sonra bu kültürü çevreye tanıtması gerekmektedir. Böylece yönetici, daha sağlıklı bir okul-çevre ilişkisi geliştirilebilir. Öğrenci velileri, okulun kültürünü tanıdıkları ölçüde okula sahip çıkarlar. Okul kültürünün iyi tanıtılması, bazı çevresel
imkânların iyi ve doğru amaçların gerçekleştirilmesi doğrultusunda kullanılmasını kolaylaştırabilir .
Yapılan açıklamalardan, okul kültürünün oluşturulması ve çevreye tanıtılmasında müdürlere son derece önemli görevler düştüğü sonucuna varılabilir.
Bu nedenle bu okul kültürünün oluşturulması ve çevreye tanıtılmasıyla ilgili olarak, müdürlerden beklenen ve onlarda gözlenen davranışların neler olduğunu açıklayan etüdler ve araştırmalar yapma ihtiyacı doğmuş..Bu konuda da istisnalar dışında karnemiz zayıf ne yazık ki…
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
18/3/2009 · Kategori: BARTIN

Belediyelerin olmazsa olmazları “ŞEHİR PLANCILARI”
Türkiye’de ilk olarak Şehir ve Bölge Planlama bölümü, 1961 yılında ODTÜ Mimarlık Fakültesi bünyesinde kurulmuştur. Bu meslek disiplinin amacı ülke düzeyinden yerel ölçeğe kadar her türlü yerleşmede fiziksel/mekânsal gelişmelerin bir plan/düzen çerçevesinde biçimlenmesine katkıda bulunmaktır. Bu aşamada Belediyenin esas amaçlarından biri olan imar planları yapabilmeleri için bünyelerinde Şehir Plancıları bulundurmaları mutlaka elzem ve şarttır.
Şehir Planlama disiplinin görevlerini biraz açalım. Şehir plancısı, planlı gelişmenin sağlanması için, yerleşim yerlerinin gelişiminde ve değişiminde etkili olabilecek mekansal, sosyal, demografik, ekonomik ve teknik verilerle estetik, kültürel (tarihi-arkeolojik), doğal/ekolojik etmenleri birlikte değerlendirerek geleceğe yönelik amaç ve hedefleri koyan, uygulama araçlarını ve süreçlerini tanımlayan, karar vericilere alternatif öneriler oluşturan ve bunların uygulanmasında rol alan uzmandır.
Bu basmakalıp ve sözlükvari açıklamaların ötesinde, şehir plancıları düzenli kentlerin tek anahtarlarıdır.
Kentin toprağının en iyi nasıl planlanması gerektiğini bilen ve kent toprağında rant dağılımının en adaletli şekilde olmasını sağlayan Şehir Plancılarıdır.
Belediye Başkanlarının bazen sağ kollarıdır bazen de fikirleri yüzünden rakipleri. En nihayetinde danışmaları gereken bir kapıdır.
Şehir plancılarının Bartın’da çalışma ve uygulama alanları neler olabilir derseniz ?
- Üst ölçekli ekonomik ve fiziki plan kararları ve politikaları ile yöreye özgü sosyo-ekonomik, kültürel ve doğal veriler de dikkate alınarak belirlenen amaç ve hedefler doğrultusunda mekânsal düzenlemeleri belirleyen çeşitli ölçekteki ve nitelikli planları yaparlar.
- Mekânsal, sosyal, demografik ve ekonomik vb. içerikli kentsel / kırsal araştırmalar yapabilirler.
- Planlama sürecini yönlendirmeye yönelik danışmanlık, kentsel işletmecilik ve proje yönetimini gerçekleştirirler.
Türkiye genelinde 5000 civarında şehir plancısı bulunup bunların 4000’i fiili olarak planlama yapmaktadır. Bu plancıların büyük bir bölümü Büyükşehir Belediyelerinin bünyesinde ve özel bürolarda çalışmaktadır. Buradan anlaşılıyor ki Bartın Belediyesinde de Şehir Plancısı bulundurmak, belediyemiz açısından çok büyük bir şans olacaktır.
Planlama işin başıdır. Planlamayı özel bir şirkete belirli bir ücret karşılığı yaptırırsınız. Fakat uygulama sırasında bir Şehir Plancınız yoksa planlama tamamen soyut kalacaktır. Şehir planlama işi kâğıda çizilen plandan ibaret değildir. Planlamanın her etabında danışacağınız bir uzmana ihtiyacınız olacaktır. Bu uzmanda Şehir Plancısı’dır.
Başkan adaylarımızın vaatleri arasında bu neden yoktur ? Anlaşılır gibi değil ?
Vaatlerde yok, ama kesin kafalarında vardır.Belki de rakiplerimiz duymasın diye açık etmiyorlardır. Belkide bizim gözümüzden kaçmıştır.
Öyledir.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
1/3/2009 · Kategori: BARTIN
LİMANIBARTIN LİMANI İÇİN ÖNERİLER….
Kalkınma yarışında Bartın, coğrafyası gereği önemli avantajlara sahipken acaba bu şansı çok da yerinde değerlendirebiliyor mu?
Bu şansların en önemlisi Bartın limanıdır. Fakat Bartın limanı yapması gereken patlamayı bir türlü yapamamıştır. İç Anadolu’ya en yakın liman iken bazı nedenlerle Bartın için önemli bir gelir kaynağı olamamıştır.
Bunun için neler yapmalıyız, öncelikle sözleşmesinin bile imzalandığı söylenen demir yolu bağlantısını bir an önce bitirmeliyiz.Fakat planlanan demiryolu Adapazarı üzerinden , Karasu, Ereğli, Zonguldak limanlarına uğrayarak Bartın’a ulaşacak. Bartın limanından sevk edilmesi istenen yükün bahsedilen merkezlerdeki limanları tercih etmeyip , Bartın limanından sevk edileceğini beklemek iyimserlik olacaktır. Ayrıca Adapazarı Kocaeli iline çok daha yakın olup Kocaeli ilinde irili ufaklı tam 21 liman olduğunu hatırlatmak isterim.Yani İç Anadolu’dan gelecek ve Karadeniz deki limanlara gidecek navlun, büyük bir ihtimal ile Bartın limanına ulaşmadan demiryolu güzergahındaki başka bir liman dan sevk edilecek.
Bunun için tek yol kalıyor, çift yönlü karayolunun Hem Karabük , hemde Yeniçağa tarafından ivedilikle yapılmasıdır.
Ayrıca çağımızın taşıma yöntemi konterynercılıktır. Liman süratle konteyner taşımacılığına uygun hale getirilmelidir.Dünya artık yükü ambara dökme yerine adese teslim anlamına gelen konteyner usulu taşımacılığı tercih etmektedir.Bunun için antrepo denilen istifleme alanı (üstü kapalı veya açık) mutlaka gereklidir.Konteyner elleçlemeye uygun liman donatıları da gereklidir.
Bartın limanında Tır Parkı içinde uygun saha mevcuttur.
Bartın limanında Alargada(açıkta) bekleyen gemi görmek alışıldık manzaradır. Bu 2. bir yanaşma iskelesinin de gerekli olduğunun işaretidir. Deniz taşımacılığında taşınan yükün bozulma riski gibi unsurlar, zaman kavramını önemli kılıyor.
Irmak tarafına yapılacak, İkinci iskele Karadenizde dolaşımda olan nehir gemileri için uygun olacaktır.Zira Bartın’dan yüklenen yükün Volga ve Tuna gibi nehirler yolu ile Avrupa’nın içlerine kadar ulaşılabileğini düşünürsek, Bartın limanının bu anlamda tercih edilebilir bir liman olacağını tahmin etmek güç olmayacaktır.
Bunların ve diğer iyileştirmelerin süratle yapılması lazımdır.Zira Belediyelerin ve Özel idarelerin işlettiği limanların oranı % 10 lara kadar düşmüştür.Limanda rehabilite yapılmasa özelleştirilme riski başlar.Bu özlemi duyanları tahmin etmek güç değil.Bu dilin altındaki bakla olarak kalsın.Elin yabancısı Bartın Limanı pastasına talip olamasın.
Fiziki iyileştirmelerde yeterli değildir.Bartın limanı için, çağdaş kılavuzluk hizmetleri verebilen bir kılavuzlık teşkilatı ile liman içi operasyonları hızlı ve güvenli olarak yönetebilecek bir üst yönetim oluşturulmalıdır.Bu amaçla “Port Management and Operations” denilen eğitimler Ülkemizde ve dünyada verilmektedir.
Ayrıca limana gelen gemilerin atıklarının da ücret karşılığında alınarak bertaraf tesisine gönderilmesi konusuna önem verilmelidir.Bu hem çevre açısından, İnkum plajında kirlilik yaratılmaması, turizm potansiyelinin baltalanmaması açısından önemlidir Limanda ücreti karşılığında pis su, sintine, slaç, yağlı bezler ve plastik gibi çöplerin gemilerden alınarak Kocaali’de bulunan İzaydaş Bertaraf Tesisleri'ne gönderilmesi liman gelirlerini artıracaktır .
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
14/2/2009 · Kategori: BARTIN
Çocuklarımız İçin En İyi Belediye Başkanı Hangisi?
Önümüzdeki günlerde öncülük ettiği kurs ile nasıl kuş gözlemleneceğini Bartınlılara öğretecek olan Doğa Derneği, yaklaşan yerel seçimlerde çocuklarımıza en iyi geleceği vaat eden, doğayı en iyi koruyacak belediye başkanını belirlermek için on maddelik bir soru liste si hazırlamış.
Doğa Derneği’nin en iyi belediye başkanı kriterleri hakkında açıklama yapan Başkan Güven Eken, “Susuzluğun ve diğer çevre sorunlarının Türkiye ve dünyada daha da önemli boyutlara ulaşacağı önümüzdeki beş yılda, seçeceğimiz belediye başkanının doğayla ilgili vizyonu büyük önem taşıyor. Çünkü belediye başkanları her gün biraz daha ısınan dünyamızda çocuklarımızın nasıl bir gelecekte yaşayacaklarını belirleyen kişiler arasıda yer alıyor. Mart ayındaki oy tercihimizi, yalnızca bugünü değil, çocuklarımızın geleceğini de düşünerek yapmalıyız. Bu değerlendirmeyi daha kolay yapabilmemiz için başkan adaylarında aramamız gereken on maddelik bir kriter listesi hazırladık” demiş.
Yerel seçimlerde oy verecek olan vatandaşların belediye başkan adaylarına çocukları adına aşağıdaki soruları sormasını talep ediliyor.
Bakalım Bartın Belediyesine talip olan ,başkan adayları doğa sınavını geçebilecekler mi ?
Haydi bizde soralım…
1. Doğal alanlar: Seçim bölgeleri içinde yer alan içme suyu havzalarını ve oksijen kaynağı olan doğal alanları nasıl koruyacaksınız? Yasadışı yapılaşma mücadele stratejiniz hazır mı?
2. Çöple mücadele: Seçim bölgelerinden çıkan çöpün geri dönüşümü için nasıl bir planınız var? Kağıt, plastik ve elektronik atık gibi doğaya ağır maliyeti olan maddeleri ekonomiye yeniden nasıl kazandıracaksınız?
3. İçme suyu: İçme suyunun kalitesini nasıl yükselteceksiniz? Başka havzaların suyunu taşımadan içme suyu sağlamak için projeleriniz neler?Mevcut su kaynaklarını hangi kanun ve bilinçle koruyacaksınız.
4. Doğa koruma alanları: İnsanların doğayla buluşması ve onu tanıması için nasıl bir vizyonunuz var? Bölgeniz yakınlarındaki önemli doğa alanlarında ziyaret alanları kurmayı düşünüyor musunuz?
5. Ekoturizm: Doğal ve kültürel kaynak değerlerinin eko-turizm yoluyla korunması ve bölge halkına gelir getirmesi için bir planınız var mı?
6. Sağlıklı beslenme: Sağlıklı organik ürünlerin tüketilmesi için bir vizyonunuz var mı? Bölge halkının kendi sebze meyvesini yetiştirebileceği küçük tarım alanları oluşturacak mısınız? Organik ürünlerin bölgenize daha kolay ulaşması için somut projeler (ekolojik pazarlar vb.) geliştirecek misiniz?
7. Enerji ve su tasarrufu: İnsanları enerji ve su tasarrufu konusunda nasıl teşvik edeceksiniz? Bu konuyla ilgili yerel kampanyalar planlıyor musunuz? Güneş enerjisi gibi doğa dostu enerji üretimi şekillerini yaygınlaştırmak için çalışacak mısınız? Park ve bahçelerde damla sulamaya geçecek ve az su tüketen yerli bahçe bitkilerini tercih edecek misiniz?
8. Biyolojik çeşitlilik: Bölgenizde yaşayan doğal canlı türlerinin korunması ve tanınması için ne gibi çalışmalar yapacaksınız? Çocukların doğadaki canlıları tanımaları için ne gibi imkanlar sağlayacaksınız?
9. Sokak hayvanları: Sokak hayvanlarının korunması için nasıl bir çalışmanız var? Hayvan barınaklarını ıslah edip iyileştirecek misiniz ?
10. Kültürel miras: Geleneksel mimarinin korunması ve doğa dostu yapılaşma biçiminin yaygınlaşması için bir hedefiniz var mı? Bölgenizdeki tarihi eserler için planlarınız neler?
Haydi bakalım, bozulmamış bir dünya bırakmamızı bekleyen çocuklar soruyor…Bu soruları MEGA PROJELERden (!) fırsat bulursanız yanıtlayın bi zahmet…
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Yorum yaz!
« Önceki :: Sonraki »