İZLİyorum

kemikler...?

20/10/2009 · Kategori: amasra

Bazı projeler neden destek görmez

 

Yerel basından okuduğumuz kadarı ile bir arkadaş “Amastris Gemisi” diye bir proje yapmış ve kentin temsilcilerinin yeterli  katkı vermemesinden yakınıyor.

 Bu proje öncelikle bir destana, sonrada sapkın yaşamı ile ünlü bir şairin (Catullo)  şiirine dayanıyor. Şairin özel yaşamı bizi ilgilendirmez  ama Söz konusu şiirin çevirisinde de doğruluk payı şüphe götürür vaziyette…Çünki Şiirin İngilizce, Fransızca, Almanca transkiriptasyonlarını (çevirilerini)  yaptırdığımızda çok farklı anlamlar çıkıyor.Yani projeyi bu şiire dayandırmak ta mümkün değil…

Aslında şiirden, destandan zorlama ile tarihi gerçeklikler aramak, hatta bilimsellik  ciddi saflık olur. Çünkü,  Destan (efsane), milletlerin hayatında büyük yankılar uyandırmış (savaş, göç, istilâ gibi) tarihî olayların (yangın, salgın hastalık, sel, deprem gibi) toplumsal ve doğal olayların çağdan çağa aktarılmış, aktarılırken de hayal unsurlarıyla oluşmuş, süslenmiş, değiştirilmiş manzum söylenceleridir. Destanlar,özellikle  Batı’da “mythose” yani uydurma olarak adlandırılır. Çoğunun yazarı bile belli değildir, çoğunun  ise yazarı bile tartışmalıdır.
Olayın ağızdan ağıza geçmesi, Yazıya daha sonradan geçirilmesi nedeni ile asıl öyküden oldukça uzaktırlar. Dolayısı şiirden destandan proje yaratmaya çalışırsanız inandırıcı da olmaz , destekte görmez. Zaten, Destek veren olsaydı , şaşırtıcı oludu.

Şiir ve destanların sadece edebi değeri olup olmadığı tartışılır, hepsi bu..

Homeros’un  İlyada Destanından yola çıkarak İtalyan “kuzen”lerin tezgahladığı Paflogonya Projesini nasıl yediğimizi hatırlayacaksınız. O projeye göre İtalya’dan bolca turist gelecekti, Bisiklet fabrikaları kuracaklardı.

Mesela bunu Çanakkale kenti yemedi. Bu uyanıkları Çanakkale On Sekiz mart Üniversitesi çağırdı , dinledi ve uğurlar olsun dedi, gönderdi.

        Bu Kuzenler, Hatta AB ‘ye girmemize yardımcı olacaklardı, köylerimizde tarıma verdiği zararlar nedeni vurularak öldürülen domuzları onlara satacak idik. Hiç biri olmadı. Bir rivayete göre bölgemizdeki, lahit mezarlardan aldıkları kemik parçalarını Radyo karbon testi yapacağız diye götürdükleri, geçen makul süre içinde  bir açıklama da yapılmadığı söyleniyor.Ayrıca Paflagonya projesinin sözde mimarlarından, tercüman Emel (Altan) Ege’nin www.ikiem.com adlı sitesindeki “paflagonya” günlüklerinde  bu bilgiye kendi ağzından tanıkta oluyoruz.

Paflağonya projesinin en ateşli savunucuların dan olan bu hanım, O dönemde bastıracağı kitaba sponsor olmadığımız için “yeni nesil paflagonlar” dediği Bartın’lılara öfkeli, kızgın ve kırgınmış, artık bizimle ilişkisini kesmiş…Beki de artık alacağını aldığı için bize ihtiyacı kalmamıştır.
     Ben “ Amastris Gemisi” projesini etüd ettim,    projedeki eksik, hatta sakıncalı tarafları saatlerce anlattım. Ancak yinede Kültür Bakanlığı tarafından da uygun görülmeyen projeyi ısrar ile uluslararası sempozyumlara sunmaya çalışmanın, başarısız olunca, kentin temsilcilerinden yakınmanın, başarısızlığın sebebi olarak bunu göstermenin anlamı bence yok.

 Soy, sop, akrabalık esasına dayalı uygulamaların hepsi “etnik kimliğe dayalı siyaset” yapmakla eşdeğer uygulamalardır.Bunu kabullenmek mümkün değildir.

 

    Gelin bu projeyi ısıtıp ısıtıp ortaya koymaktan vazgeçelim.

Amasra için uygun olacak proje ,  dışarıda planlamamış,  Amasra’nın tarihi liman kenti olma formatına uygun “Antik Liman” projesidir. Burası için de Küçük liman da kazanılması düşünülen yer çok uygundur.

Bu projeye göre yelkeni ile, kürekleri yine bir antik gemi yapalım.Ancak bunu hayali rotalar yerine antik çağ yapım tekniklerine bağlı kalarak, danışmanların gözetiminde yapacağımız antik çağ limanı (rıhtımı ) benzerine  bağlayalım. Taş yada ahşaptan yapılacak,  En fazla 40 metrekare  bir bina ise o dönemdeki taşınan yükleri sembolize eden amforalar (ki Amasra’ya özgü amfora tipi vardır), yük balyaları, çuvallar, o dönemde kullanılan denizcilik malzemeleri  konusun. Bu binada istihdam edilecek görevli burayı gezenlerden sembolik bir ücret alsın ve proje kendini amorti etsin.Bu bina ile hem oranın kontrolü ve rehberliği sağlansın, Amasra’da 2. bir müze kazansın.

Bu tarz açık hava uygulamaları hem deneysel arkooeoloji sayılmakta, hemde arkeo-park sıfatı ile açık havada yapılacak etkinliklere mekan sağlaması

 Bu tarz çalışmaların alt yapısı ülkemizde mevcut olduğundan, proje kesinlikle bilimsel taban bulacaktır.

Amasra sadece çok sevdiğimiz Barış Akarsu’nun hatırasına endeksli çıkış aramaya bağlı kalmamalıdır.Bu proje ile müzeciliğe, arkeolojiye, bu konulardaki sempozyum ve bilimsel çalışmalara  eğilimli kitleyi de, İzinleri alınmış ve ödenek bekleyen bedesten kazısının başlaması ile hızla kendine çekecektir.

Bölgede konuşlu Dz. Kuvvetleri K.ığı unsurları da, üniversite de, bölge halkı da, kentin temsilcileri de (kim kastediliyorsa), kültür bakanlığı da  bu projeye gönülden katkı verecektir.

Böylece aldığımız ders yanımıza kalır, “neden projelerimiz desteklenmiyor” diye sızlanmayız.

Amasralı gönüllüler de doğru projelere kanalize edilmiş, bilgi birikim ve enerjilerini Kent yararını sağlayan  projelere vermiş olur.

 

 

 



Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

çam ağacı meselesi...

5/6/2009 · Kategori: amasra

BU KADARI DA FAZLA…

Geçtiğimiz günlerde , Amasra karayolu üzerindeki “Asker Suyu “ denen mevkide 2 adet Çam ağacı kesildi. Temaşa da ondan sonra başladı.

 Ağaç kesilmesi elbette ilk etapta hoş çağrışımlar yapmıyor insanda, ancak , ortada bu ağaçların karayolu ulaşımını tehlikeye düşürdüğünü ifade eden ve kesilmesi gerektiğini talep eden 1077 Amasra’lının imzası vardı. Kaza istatistikleri vardı. Yani Amasra halkı da , esnafı da ağaçlardan muzdarip idi.(Fakat halka rağmen “halk için” sloganını benimseyenler ortaya çıkmakta gecikmedi.)

En önemlisi ağaçların ömürlerini tamamladığına dair raporlar vard

Bu arada Karayolları Müdürlüğünün yol iyileştirilmesi amacıyla ağaçların kesilmesi talebi vardı ve Zonguldak Orman Müdürlüğünce bu talep uygun görüldü.

Bu ağaçların eski yerini bilenler hatırlayacaktır.Bu ağaçlar tam virajı döndüğünüzde karşınıza aniden çıkar.Yolunda tam ortasında olduklarından, özellikle yolun yabancısı olan  sürücülere “acaba sağından mı geçsem solundan mı” diye tereddüt yaşatır idi.Şimdiki hali ile orada ciddi rahatlama yaşandı ancak, tabela ve yer çizgilerinin tamamlanması ile asıl iyileştirme tamamlanacaktır.

Fakat çevreci refleksi bu sefer mesnetsiz iddialarla ortaya çıktı.

Bu ağaçların anıt ağaç olduğu bu nedenle korunması gerektiği iddia edildi.

“Yaş,çap ve boy itibariyle kendi türünün alışılmış ölçüleri üzerinde boyutlara sahip olan yöre folkloründe , kültür ve tarihinde özel yeri bulunan,geçmiş ile günümüz,günümüz ile gelecek arasında iletişim sağlayabilecek uzunlukta doğal ömre sahip olan ağaçlar anıt ağaçlardır.”

 

 

Kent dokusunu tamamlayan ,kent sulietini güzelleştiren, kent imajına etkisi olan gurup, dizi veya tek ağaçlarda 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununu 6.maddesi uyarınca korunması gerekli ağaçlardır.Ancak kesilen 2 ağaç için böyle bir şey söyleyebilmekte mümkün değildir.

Tehlikenin gerçekliğine dikkat çeken raporlara   rağmen çıkartılan hengameye de ne demeli ? Bu yüzden bu kadarı da fazla diyorum.Devletin Kurumlarını zaman zaman bende uygun üslup ile, yıpratma niyeti hele hiç taşımadan  eleştiriyorum..Ama “ağaç” üzerinden , bazı hesapları görmek şık değil…

    Bu arada Amasra’lılar Cumhuriyetin 10 . yılını duyarsız, heyecansız mı yaşadılar dersiniz ?                Hayır Amasralılar Cumhuriyetin 10. yılında devletten hiçbir katkı ve emir almadan, tamamen kendi hissiyatları ile harekete geçerek çok şey yaptılar…Bakın anlatayım neler yaptılar. Her şeyden önce Kentin girişindeki dere ağzından başlayıp geniş bir alanı kaplayan mezarlıktaki atalarının mezarlarını başka bir yere taşıyan Amasralılar coşkulu bir kutlama için meydan gerekir diye düşündüklerinden Küçük limanın karşısındaki bu alanı  “Cumhuriyet meydanı” yapmışlar…

     Parası olan parası ile olmayan emek ve aklı ile katkıda bulunmuş..O günün şartlarında pahalı sayılabilecek bir büst alınmış..Ona yakışacak bir kaide hazırlanmış…Öğrenciler de temsil ve gösteriler için titizlikle  hazırlanmış…Amasra ve meydandaki platform bir güzel süslenmiş…Öğrenciler için özel giysiler dikilmiş..Beklenen gün geldiğinde Amasralılar 10. yılı coşku ile kutlamış ve yaşadıkları sürece unutamayacakları anılara sahip olmuş.

Eee,   ağaç dikilmemiş mi…Evet dikilmiş ama asker suyu mevkii’ne değil, imece usulü ile, kazma ve kürek marifeti ile açılan “Cumhuriyet Meydanı’na (çam ve çınar) dikilmiş…Kesilen ağaçlar dolayısı ile 10. yıl anısına dikilen ağaçlar değil…

     Nasıl o gün Amasralılar ortak akıl ve usları ile hareket ettiler ise bu gün de ortak akıl ve us ile tehlike yaratan ağaçları topladıkları imzalar ile ortadan kaldırdılar.

      Amasra’lıların  kılavuza ihtiyacı yok.

 

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

termik konusu artık bıktırdı...

5/3/2009 · Kategori: amasra

RAHAT BIRAKIN ARTIK…

Muhatap alan olursa bazı sorularım olacak…

 

1.Lisansa konu Elektrik üretim tesisinin inşaat öncesi dönemine ilişkin tesis tamamlanma süresinin uzatılması istemi ile LİSANS SÖZLEŞMESİnin tadil edilmesi talebinde bulundunuz mu? Kömürden sonra enerjide ek süre talebi bir alışkanlığın tezahürü müdür ?

Söz konusu talebiniz inşaat öncesi dönem için belirlenmiş olan tesis tamamlanma süresinin sona ermesinden sonra yapılmış olunması nedeniyle reddedilmiş olabilir mi?

Zaman kazanmak için “mucbir” sebep arayışlarınız devam edecek mi ?

2. EPK’nın kapasite artırımı için sizden , Şirket sermayesini asgari 219.009.000 (İkiyüzondokuzmilyon dokuzbin) TL’ye artırılmanızı, ayrıca 5.778..100 (beşmilyon yediyüzyetmişsekizbin yüz) TL tutarında ilave teminat mektubu istediği doğrumudur.?Bu yükümlülükleri yerine getirdiniz mi ?

3. 1/100.000 ölçekli üst plana göre şirketin Tarlaağzından başka bir yerde santral kurması istenirken, Hala Tarlaağzı’nda köylülere iş vaadi başta olmak üzere bir çok vaadlerde bulunarak topraklarına talip olduğunuzu söylediniz mi ? Sadece 2 aylık turizm sezonu için direnmelerinin gereksiz olduğunu söylediniz mi ? 70 yaşındaki amcaya iş vereceğinizi söylediniz mi ?

4. 654,5 MWm/640 MWe olan toplam kurulu gücünün 1116.748 MWm/1100 MWe, ye çıkartılmasını neden talep ettiniz ? Gücü artırmak yolu ile yönetmelik gereği inşaat süresinin uzamasını dolayısı  ile zaman kazanmayı, böylece bölge halkının direncinin kırılmasının mümkün olacağını mı hesapladınız ?

Kapasite artırımı halinde üretilecek kömürün asla mevcut santrale yetmeyeceğini ve mutlaka ithal kömür gereksinimi doğacağını bilmiyor mu sunuz ?

Yerli kaynakları enerji üretiminde kullanacağım vaadi ile devletten bir sürü muafiyet kazandınız, eğer ithal kömür kullanırsanız bunun ETİK boyutunu nasıl açıklayacak sınız ?

5. Yerli kömür üretim maliyetinin 3oo dolar civarında, ithal kömürün ise 70 dolar civarında olduğu, dolayısı ile santralde kullanmak üzere “ithal edilen kömürün rödevans bedelini ödemek şartı ile santralde tümü ile ithal kömür kullanılacağı” iddialarına ne diyor sunuz ? Bunun için limanı olan Tarlaağzı ısrarınızı sürdürdüğünüz iddiaları doğrumu ?

6.Tarlaağzı yada Gömü köyünde yada civarında kül barajı yeri tespit ettiniz mi ? Etmedi iseniz  her gün tonlarca külü denize mi vereceksiniz? Denize verilen küller dipe çökerek balık yuvalarını yok edecek mi ?

7.O dönemlerde maliyeti hemen hemen bedava olan, ama aradan geçen süre içinde lisans yönetmeliğinde yapılan 10’dan fazla değişiklik ile alınması zor , maliyetli  ve devri imkansız hale gelen ,Elekrik üretim lisansını , gerçekten elektrik üretmek maksadı ile mi aldınız ? Yoksa günü geldiğinde ihtiyacı olan birine satarım düşüncesi ile mi aldınız? Bu fikrin babası CEO nuzla hala yollarınızı ayırmadınız mı ? Lisan sözleşmesinin iptali ile doğacak zararınızı, hazineye irat kaydedilecek teminatlarınızı kendisi mi tazmin edecek ?

8.Akışkan yataklı kazanlarda günde kaç ton alçı taşı kullanıldığını biliyor mu sunuz? Bunun için tedarikçinizi tespit ettiniz ve alım garantili anlaşma yaptınız mı? Bu hangi yol ile santrale ulaştırılacak?

Amasra gibi dünyanın doğal güzellik açısından en şanslı bölgesine hala“Termik santral yapacağım” diyen bir şirket var ise bu soruları cevaplaması gerekir. Bu soruları cevaplarsanız, Amasra’lılar adına , çocuklarımız adına ve Tarlaağzı köylüleri adına, başka sorularım olacak.

Eğer böyle bir niyet yoksa da, artık Tarlaağzı ve Gömü Köylülerinin rahat bırakılması ve onların kâbuslara gark edilmemesi gerekir.

Bu tür mücadeleleri hep halk kazanmıştır. Aksi henüz tarihe yazılmamıştır…

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

termik santral

8/10/2008 · Kategori: amasra

Burası Türkiye…

Bu ülkede çok az Termik santralinde FGD denilen (flue gas desülfürizasyon)  arıtma sistemi  var. Üretilen enerjinin yaklaşık 100 mw'ının (%10) kaybına sebep olan  bu ünite ile bacalarda su buharı ve çok az duman çıkarken, ortaya çıkan kül’ün sadece %3 ‘ü çimento fabrikalarına gönderiliyor. FGD sistemleri enerji kayıplarına yol açtığı için ya bilinçli olarak çalıştırılmıyor, yada sürekli olarak , 6-ila 12 ay arası onarımları devam eden arızalı (!) ilan ediliyor.

Burası Türkiye…

Burada Termik santrallerin yapımı öncesi, personel sayısı, her bir santral için binlerle ifade edilir. Ancak bu sayı santralin işletilmesi için değil, politikacıların oy kazanması içindir. Mesela bir santral varki ; henüz deneme üretiminde ve çok az sayıda insan ile çalıştırılabiliyor.


Burası Türkiye…

Peki Bu ülkede,  Termik Santral bacalarındaki filtre durumu ne?  Durum evlere şenlik, santraller  minimum yükte çalıştırılıyor olsa bile çevreye insanın genzini yakan bir duman çöküyor. Özellikle rüzgarsız havalarda insanlar santral civarında nefes almak zorlanıyor.

Burası Türkiye…

Burada, Meselenin bir de özel sektör kısmı var. Enerji sektöründe, asgari ücrete talim eden, çoğu sigortasız, işveren istediği anda işten çıkabileceğine dair kağıt imzalamış , iş güvenliğinden yoksun   çalışanlar görürüz.

Burası Türkiye…

Ülkemizde Yapılan incelemelerde, atmosfere yayılan katı taneciklerin kömür tozu ve kül karışımı olduğu sonucuna varılmıştır.  Termik santrallerden atmosfere yayılan taneciklerin, tekrar yer yüzüne inmeleri tanecik boyutunun ve yoğunluğunun oldukça yüksek olduğunu göstermektedir.

İri taneciklerin çevreye yayılması termik santralde ciddi bir arızanın varlığına işarettir. Bir çok santral çevreye verdiği zarar ortadadır. İleride büyük zararlara yol açacak, temizlenmesi çok zor katı taneciklerin çevreye verilmesinin önlenememesi  ilgili tedbirlerin baştan itibaren alınamadığını göstermektedir.

Bu ülkede  termikler rahatça,santral baca gazi filtreleme sistemi olmadan calıstırılıyor.

Bu ülkede bir Çevre Bakanlığı olmasina karsin bu kirlilik karsısında insanların zehirlenmesine, çevre katliamlarına aval aval bakılıyor.

Bir ülke düşünün ki, insanlar   ölürken televizyonda televole tarzi programlardan geçilmiyor. Çevreci duyarlılığına güvenmek, “çevreciler eski teknolojiye izin vermez” demek safdilik olur.İzin vermemek zaten  siz yetkililerin işi…

Bir ülke düşünün ki  bir sürü alternatif varken, bazı idarecilerimiz seçilebilecek en kötü seçenek olan Termik santralin zararsızı kurulabilir demektedir.Bu nasıl bir iyimserliktir.Termik santrallerin arıza yapan Türbinlerinin yerine bile  yenisi alınmıyor bu ülkede, çıkması, Yani Avrupalının kapattığı Santrallerinin eski türbinleri alınıyor.Türkiye için, maliyetinden dolayı Yeni teknoloji, zararsız teknoloji yoktur  termik santral olayında…

Bu, ülkenin mahkemeleri zehir saçan bir santrale karsı hiçbir önlem almazken, dışarıdan taa uzaklardan bir mahkeme, Avrupa İnsan Haklari Mahkemesi olaya kayıtsız kalmayıp, o ülkeyi çevreyi kirletmekten dolayı mahkum ediyor.

Zira, bu ülkede, pek çok kişi, kükürtdioksit ve diğer zehirli gazların aralıksız şekilde çevreye yayıldığı, insan sağlığını tehlikeye düşürdüğü gerekçesiyle dava açtı. kükürtdioksitin vücut direncini düşürdüğü, ağır üst solunum yolu enfeksiyonlarına yol açtığı, sinir sistemini bozduğu bilimsel olarak kesinleştiği halde mahkemelerimiz "gözle görülür bir hasar olmaması" sebebi ile davaları düşürdü. fakat Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu konuda örnek teşkil edecek kararlar alarak Termik  santrallerinin insan sağlığını olumsuz etkilediğini onayladı ve devleti tazminat ödemeye mahkum etti.Ne yazık ki bu ülkenin insanları haklarını kendi mahkemesinde değil yabancı mahkemede arayabiliyor , daha doğrusu aramak zorunda kalıyor.

Biz , yerleşim yerlerine yakınlığı bakımından insan sağlığını direk etkileyen santrallerin  arıtma sistemlerini 10 yılda bile  bitirmeyerek insanımızın değerini ortaya koyuyoruz.

Termik santrallerin yoğun olduğu, Ege dolaylarında görev yapan yetkililer bunları çok iyi bilmelidirler. Örneğin, Yatağan'ın aracınızla içinden geçerken  camları kapatma ihtiyacı duyarsınız, çünkü  geçici nefes darlığı çekersiniz. Bir de orada sürekli yaşayamak zorunda olanlan insanları  düşünün.

Yüz karası santral için  rahmetli Özal  "Santral çevreye zarar vermez, gerekirse bacasına sarmaşık sararız" demis.

Fakat ,bu günleri görseydi tövbe eder bu santrali yaptırmazdı. Bizlerde aynı hataya düşmeyelim. “Temiz   Termik santral “ yoktur. “Pesimist “ (iyimser) bürokrat vardır.”Gözünü kar bürümüş” yatırımcı vardır.

Burası Türkiye…Enerji koridoru diyerek boruyu döşediler …Enerji üssü diye kim bilir ne yaparlar….


Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

HEMA ...NÜKLEER...KÖMÜR

26/9/2008 · Kategori: amasra

KALE BOŞ DEĞİL…

Hema yetkililerinin yerel basında bazı açıklamalarını ağzım açık halde okuyorum.

Sanırım kaleyi boş zannediyorler, benzer hameset dolu sözleri tekrarlayıp duruyorlar.

Birazda biz soralım , onlar cevap versinler

*****

Hattat Holding –Hema enerji olarak,nükleer santral ihalesinde Teklif zarfı aldığınız halde, neden teklif vermediniz?

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun şart koştuğu güvenlik standartlarını sağlayamayacağınızı anladığınız için mi?

Halk ve çevrecilerin Tepkisinden korktuğunuz için mi ?

Yatırım maliyetini  karşılayacak finansör bulamadığınız için mi ?

Yoksa, Amasra’ya Termik Santral Kurulacağı garantisi aldınız, bunun için mi,  teklif zarfınaa sadece “teşekkür ederiz” yazdınız. ?

Yoksa birileri Ruslara söz verdik, siz çekilin dediği için mi çekildiniz ?

Nükleer  Santral yatırımcılarına sağlanan teşvikleri,  termik santral yatırımcılarına sağlanan teşviklerin yanında devede kulak mı gördünüz ?

Hepsi birden mi ? Hiçbiri Mi ?

Peki neden ?

Neden ?

Uzun yıllar istesek te istemesek te iç içe yaşayacağımıza göre Bartın Halkı da sizin  Enerji meselesinde Termik Santral dışındaki alternatiflere bakış açınızı öğrensin değil mi ?

*****

Hema yetkilileri; alacağınızı iddia ettiğiniz işçi sayısını ilan ederken TTK yı baz aldığınızı, söylüyorsunuz. Bu düz mantık yürütmektir.

Size göre çıkarmayı vaat ettiğinizi yılda 5 milyon ton kömürü, geçmişte  TTK 50-60 bin işçi ile çıkartıyordu; siz de bunun ileri teknolojilerle 11.000 işçi ile çıkartılabileceğini varsaydınız.

Başka hiçbir kriter gözetmeksizin, bir anlamda salladınız.

“50-60 bin rakamının yanında 11000 neden afaki  olsun” derken , bu beyanın gerekçesi sizi inandırıcılıktan uzak kılıyor.Verdiğiniz rakamı savunacak daha akılcı mesnet bulamadınız mı ? TTK 50.000 kişi ile 5 milyon ton çıkarıyorsa , biz de 50.000 kişiye kadar vaatte bulunabiliriz mantığı mı çıkıyor ortaya…

Rakamları “ 50-60 bin olarak ta diyebiliz “diyorsunuz. Vallahi inanırım, siz yaparsınız…!

Peki öyle ise Bartın İli Stratejik Planında  niçin 3.500 işçi alacağınız yazıyor.

Ya Özel İdareye Başvurup Plandaki Rakamı tatil ediniz, yada 11 bin söyleminizi detaylandırıp, gerçekçi hale getiriniz.Nereye,nerden, ne kadar, ne zaman , niçin işçi alacaksınız. ? Söylendiği gibi işletme projeniz yoksa bunu cevaplandırmanızda zor.

Bizde düz mantık kullansak, sizin vaatlerinizden yola çıksak: 200 köyden 17 kişi alınsa, 3400 kişi ediyor.11000 rakamına yine ulaşamıyoruz.

Bu işçilerin tümü Amasraya mı yoksa “enerji üssü” diye bahsedilen bölgenin tümüne mi alınacak belli değil.

Bu hesaba ucuz, dertsiz, sendikasız  Çin’liler dahil mi değil mi belli değil.

Sizin beyanınıza göre ve 3 vardiya hesabı ile düşünürsek , her vardiyadan çıkacak 3500 kişiyi (toplam 11.000 kişiyi)köylerine taşıyan  , yüzden fazla otobüs günde 3 kez kilometrelerce uzunlukta  bir konvoy oluşturacak.

Ne güzel….

Ayrıca “bu kömür buradan çıkmalıdır” diyorsunuz.

Bartınlı da , “Haydi çıkarın artık şu kömürü, elinizi tutan mı var” diyor.

Kimse kömürün çıkmasına karşı değil ki.. Meseleyi  çarpıtmayalım.

Kömürü çıkarmadığınız her an zaten devlet ton başına gelir kaybına uğruyor

 

 

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

termik düşsün tepenize...

28/6/2008 · Kategori: amasra


 

HER EVE BİR SANTRAL…          

Birisi  diyor ki ; “Ben bu güzelliğin, yeşilliğin içine termik santral yapacağım.

Çıkardığım kömürü 1 YTL yerine , elektrik enerjisine dönüştürüp size 3 YTL ye satacağım.Ticarette karlılık esastır, ben insan sağlığı, çevre mevre dinlemem.Hem çıkardığım kömürü buradan başka yere götürüp nasıl satacağım, Liman yok, demiryolu yok. Nasıl olsa enerji konusunda kriz kapıda ve yönetenlerinde iki ayağı bir papuca  girmiş vaziyette…işsizlik kozunu da oynarsam zamanla  rüzgarı  nasıl olsa kendi lehime çeviririm,  böyle oyalanırım,devletin rödevans kaybı umurumda değil…”

Fakat yıllardır erezyon , küresel ısınma  ve yenilenebilir ucuz enerji konusunda durmadan çalışan, fikirler üreten, raporlar yazan TEMA’ nın (Hema değil, Tema…sadece isim benzerliği) başka bir önerisi  var. Diyor ki:

“Bir iki üç yetmez !...Her eve bir santral yapalım, her sanayi tesisi, her kurum aynı zamanda elektrik üreticisi olsun. Bu da yetmez bireyler ve kurumlar bedavaya ve de çevreyi kirletmeden ürettikleri elektriğin fazlasını depolasınlar !... Yetmedi, kendileri kullanmadıkları üretim fazlası elektriği bağlı oldukları elektrik şebekesine, devletin belirlediği fiyattan satsın ve ekstra gelir elde etsinler…”

Kulağa güzel geliyor değil mi? Peki bu teknik olarak mümkün mü ? Mümkün.. Almanya başta olmak üzere enerji politikasını son imzalanan uluslar arası anlaşmalardan sonra , yerel ve yenilenebilir kaynaklar üzerine kuran dışa  bağımlılık istemeyen bir çok Avrupa ülkesi bunu yapıyor.Sistem kanunlarla belirlenen çerçevede fıstık gibi yürüyor.Harcanan elektriğin , satılan elektriğin fiyatı belli…

Tema nın hazırladığı rapora göre;  . Evlerin çatılarına, dış Yüzeylerine güneş panelleri ve uygun yerlere küçük ölçekli rüzgar türbinleri kurulmalıdır.

.Enerjiyi depo etme imkanına sahip veya şebekeye bağlı bu sistemler evlerin enerji İhtiyacının tamamını veya bir kısmını karşılayabilir. Sistemi  Kurmak isteyen yurttaşlar  çift taraflı (İMPORT-EKSPORT )çalışan elektrik sayaçların kullanacaklar , aybaşında da elektrik ideresi ile mahsuplaşacaklar. Yani, az kullandılar çok ürettiler ise üste para alacaklardır.  Böylece bireyler Sadece, kullandıkları fazla (kendi üretimlerinin dışındaki) elektriğin parasını elektrik  dağıtım şirketine ödeyeceklerdir.
. Bu amaçla elektrik şebekesine  enerji alıp-verme durumuna imkanverecek düzenlemeler mevzuatta yapılmalıdır.  Bunu da holdinglerden yana değil, sosyal devlet anlayışında ki bir iktidar yapabilir.
 Bu küçük ölçekli santraller Ülkemizin dışa bağımlılığını  ve küresel ısınmaya neden olan fosil yakıtların kullanılmasını azaltır. Zira gelişmiş ülkelerde  yenilenebilir kaynaklardan (rüzgar , güneş su ) elde edilen elektrik %60-80 oranlarında iken  Türkiye ‘de tam tersi, % 20 dolaylarındadır. Zaten sancılar, hep dışa bağımlılıktan doğmaktadır.

Termik santralin ilk kurulum maliyeti ucuz olduğu için Hidroelektrik ve Nükleer santrallere bizim uyanık müteşebbislerimiz pek itibar etmemektedirler.

Köy-Des ‘in verdiği güneş enerjisi kredileri gibi yukarıda önerilen projelerde kredilerle desteklenmelidir, teşvik edilmelidir. Teşvik nasıl olur, enerjisini kendisi sağlayan kurum /evlerden 5 yıl emlak vergisi alınmaz.

Bu sistemlere KDV muhafiyeti sağlanabilir. Vb. Vb…

En önemlisi  dilemeyiz ama çıkması muhtemel bir savaşta ilk bombalanacak yerler santraller ve hava alanlarıdır. Enerji üretim merkezleri ülke sathına yayılırsa

Bu sayede ülkenin savaş halinde enerji arzını sağlamak mümkün olur.

. Bireyler ve kurumlar şebekeyi beslemeye devam ederler. Kurumlar ayakta kalır, hizmetler  sürer  ve sanayi tesisleri üretime devam ederler.

En önemlisi hep dediğimiz istihdam işte bu yöntemle sağlanır. Yalan dolanla değil…

Kime diyorsun sen ey TEMA…

 

 

 

 

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

denizi kirletenler ve suç ortakları

24/6/2008 · Kategori: amasra


SİNTİNE SUYU…♥♣

Bahse konu su zannedildiği gibi  Kavşak Suyu’na alternatif bir su değildir.Kaynağı da doğa değil, gemilerin sintine dediğimiz deniz seviyesinin altındaki dip  kalan kısmında kalan bölümde biriken sızıntıların, atık yağların, yakıtın ve diğer petrol türevlerinin bileşiminden oluşan , çevreyi kirletmek için birebir, insan sağlığını son derece tehdit eden pis bir bileşimdir.

    Hiç görmedik diyenler hafta sonu Bunu İnkum sahillerinde gördüler.Denizin üstü saatlerce bu sintine suyu dediğimiz pis kokulu atık ile kaplı idi.Nerden biliyorsun bunun  sintine suyu olduğunu derseniz ?  , 20 yıl, bu bazen yarı belime kadar bu suyun içinde çalıştım. Bu mereti ayda görsem tanırım.

      İlgisizler yine yetkisiz gibi davranmasınlar diye bu kez  Yetkisizlerin (!) olaya nasıl yaklaşmaları gerektiğini  , hangi uluslararası sözleşmelere dayanarak, hangi tüzük ve bertaraf yöntemlerini izlemeleri gerektiğini anlatmaya çalışacağım.

  Bu kanaate nasıl vardığımı sorarsanız; Irmak üzerindeki  köpüren endüstriyel atıklara donuk bir ifade ile bakıp ;

-          Tahlile göndermek lazım…Sonucu beklemek lazım…Kem küm …Nerden geldiğini araştırmak lazım  ....vs..vs..

diyen lerin daha sonra lazım gelenleri yapmadığını, yapamadığını gördükten sonra, böyle bir yol izlemek zorunda kalıyorum maalesef…

Öncelikle  Ekonomik anlamda şans olan  Bartın limanı  Bartın’ın doğası için şansızlık olmasın.

Zira İnkum  sahillerinde görülen son kirlilik, Bartın Limanı sorumluluk sahasında olan yük boşaltmak üzere bekleyen,   demirleme mevkisinde demirlemiş , yani alargadaki gemilerin sintine suyunu , evsel atıklarını , slaç (Tank dindeki çamurumsu madde ) ve balast tankları temizlikleri sonrası pis sularını denize basmaları sonucu oluşmaktadır.Bu aynı zamanda  Denizlerde Kirliliği Önleme Tüzüğüne göre suçtur.

  Bunu kanıtlamak hem çok zordur hem , eğer kontroller layıki ile yapılırsa, kayıtlar ve geminin yapacağı bildirimlerin doğruluğu araştırılırsa çok kolaydır.

  Bizim limanımız da 2007 Temmuzunda  lisansını almış bir , Atık Toplama ve Arıtma Tesisimiz mevcutur.Zaten bu boyuttaki bir liman işletmesi için Arıtma Tesisi bir zorunluluktur.Gönül ister ki Bu tesis tam anlamı ile lisans süresi boyunca efektif olarak kullanılsın, gemiler atıklarını Euro cinsinden bedel ile buraya teslim etsin. Hem Bartın’a yeni bir girdi oluşsun, hem de denizlerimiz temiz kalsın.Ancak ücret ödemek için açıkta bekleyen gemiler artıklarını geceleri özellikle denize basarlar veya yalan beyanda bulunurlar.

       Zaten evsel nitelikli ve sanayi tesislerinden kaynaklanan endüstriyel nitelikli atık suların herhangi bir arıtım işlemine tabi tutulmadan  Bartın’daki akarsulara ve kollarına verilmesi ve bu kirliliklerin akarsular aracılığıyla deniz ortamına taşınması ile bir kirlilik oluşmaktadır. Ancak gemilerin yarattığı atıklar doğa için hem toksit, hemde yarattığı kötü  görsel , kötü kokulu , hem de geri dönüş olmayacak  kadar vahimdir.

  Elin yabancısı kendi ülkesinde bu kadar kolay kirlememektedir kendi denizini.. .Çünkü yaptırımlar yüksek kontroller sıkıdır.

    Hiç kimse, sahilde güneşlenirken fuel oil artığına bulanarak kirlenmeyi istemez. Ancak maalesef, dikkatsizlik, yanlış ve kötü niyet, gerekli önlemlerle düzeltilmedikçe insan doğasında mevcuttur.

Çok değerli yetkililere sesleniyorum. Mutlaka konu, kanun , yönetmelik ve tüzüklere vakıfsınız, Taraf olduğumuz , uluslar arası sözleşmeleri biliyorsunuz.

Okuyucuların çoğu bilmiyor olabilir: MARPOL 73/78 sizin için bir şey ifade etmiyor mu ?

Gemilerden Atık Alınması ve Atıkların Kontrolü Yönetmeliği rafınızda yok mu ? .Kullanın bilgi birikiminizi , uzmanlığınızı..Gücünüzü de kanun ve yönetmeliklerden alın…Seyretmeyin..

Bu ülkenin gözbebeği olan sahillerimizi, ekosistemimizi ve denizlerimizi korumak, sadece biraz daha özveri ve yoğun çalışma istemektedir. Sonucunda elde edeceğimiz doğal mirasımızı çocuklarımıza daha rahat bir vicdan ile  teslim etmenin huzuru tüm yoğun çalışmalarımıza değecektir.

Haydi bre…

 Öfkeli

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

top 11

18/6/2008 · Kategori: amasra

 

İLK ONBİR…

11. “Lala, Lala Termik santral buraya  mı ola ?  “(Anonim )

10.”Hodri meydan.Bizim de geri dönüşümüz yok”  A.Sevtap uzun

9. “Halkın istemediği yerde santral olmaz”. Bel. Başkanı Ali Yıldırım.

8.”İş adamı sözünde durmalı “M. Kemik

7. “Bana sorarsanız, Ben Malkoçoğlu’ndan yanayım.”    Güngör Yavuzaslan

 6.”Hema’nın canı çıksın , üzmeyin beni……” “Bende Termik Santrale karşıyım. Bartın’a uygun santral dünyada yok.” A. Altıntel

5 “Amasra ve  Bartın  Helak edilmemeli “ K.Toptan

4.” Bartın istemezse santral kurmayız.”     “Kandırıldık ,İçimiz sızlıyor“M.Hattat

3.  “”Arkadaşlar (!) yer bakıyor.”  Bir Bakan

2.  “Hema büyüledi. “Bir gazeteci

1.”Çevreciliği yeni öğrendiğimiz için  Avrupayı da geçtik “  “Termik Santralin hayata geçmesi 3 yılı bulur, hatta 4 yıla da ulaşabilir. Çünkü çok frenliyorlar”  “Bizim artık geri dönüşümüz yok.. …” “Santral kurdurmayacaklarsa kömür işine  girmezdik.”

(Hema yetkilisi)

Gördüğünüz gibi Santral açmazında basından derlediğim,  benim TOP 11’im böyle…Onbirimizde Hema dan yükselen sesleri  1 numaraya yani kaleye koyduk.Fakat bir de yere göğe sığdıramadığım sözleri var ki , onları  kaç numaraya yerleştireceğimi şaşırdım, o sözleri tasnif dışı değerlendireceğim:

Söze göre,  Halk Hemacılarla yan yana imiş, “siz çevrecilere aldırmayın, onlar yaygara  yapıyor “diyerek  Hema  yetkilerinin önlerini kesip,onları ( çevrecileri ) dinlemeyin diyormuş. Ben yerel basının yalancısıyım.

Hatta bu müteşebbis ile destekçilerinin anıtını dikmek lazım mış. ( Bence de dikmek lazım: Ama  santrale değil  sadece kömür çıkarmaya yatırım yaparlarsa)

Bu sözlerin sahibi olan  Hema yetkilisini –adı ve ünvanı dışında-ben tanımıyorum. Eğer tanısam ben de önünü keseceğim, birkaç söz de ben söyleyeceğim .Çünkü ben de halk (!) tan biriyim.

Ya o yetkili, yada Santrala Karşıyız diye, imza veren binlerce kişi ve Halkımız santral istemiyor diyen Amasra  Belediye  Başkanı  yanılıyor.Yanıltıyor.

Sahi, siz  adını basından öğrendiğimiz yukarıda yazdığım sözlerin sahibi, Santral karşıtları için"bilinçsizce yaklaşıyorlar " diyen  yetkiliyi tanıyor musunuz. ? Tanıyor olsaydınız “önünü çevirip” ne söylerdiniz ?

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

salatalığım var, tuzluğu olan yok mu?

30/5/2008 · Kategori: amasra


Sponsorum  olur musun ?

Günümüzde firma ve şirketlerin  önünde ,ön plana çıkmak, farkındalık yaratmak, hedef kitleyle duygusal bir bağ kurmak ve az bütçelerle geniş kitlelere ulaşmak, imaj yaratmak yada tazelemek için  önemli bir yol var. Sponsorluk…
Sponsorluk çok etkin bir pazarlama tekniğidir, bağış ya da yardım değildir.Karşılığı beklenen bir harcamadır. Sponsorluğun amacı kurumu ya da ürünü tanıtarak imajı oluşturmak, güçlendirme
k, dolaylı  olarak insanların tercihlerini etkilemektir.

Sponsorluğun reklamdan farkı şudur… İnsanlar  reklamın parası ödenerek yayınlandığını bildiği için reklama ön yargılı yaklaşırken, sponsorluklardan daha çok etkilenir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, kamuoyu artık topluma katkıda bulunan şirketlere daha çok itibar ediyor ve bu tercihi tüketime de yansıtarak satışları arttırıyor.Çünkü tüketiciler artık ürünün kalitesi kadar onu üreten kurumun imajına da önem veriyor. İmaj geliştirmek için de sponsorluk en etkili  iletişim araçlarının başında geliyor.

Dolayısı ile, sponsorluk ticari sonuçları hedefleyen bir iletişim aracıdır. Çoğu zaman da az para harcayarak ile çok etki amaçlanır.

Sponsor olmak , şirket için yeterli değildir. Bu sporsorluk hadisesini  insanlara duyurmak gereklidir.Yani reklamının yapılması gereklidir ki, firma için imaj yaratma çalışması tamam olsun. Yani firma imajı kötü den, kültür-sanata, eğime sağlığa , yani toplum yararına verdiği destek ile iyiye gitsin.(Reklam işi genelde sponsorluğu kabul edene düşer , örneklerde olduğu gibi..) İnsanlarda bunu yesin..

Ancak bazı şirketlerin imajları oldukça kötüdür.

Çevreyi kirletirler…

Suyuna göz dikerler…Verdiği sözleri tutmazlar…

Aslında toplum öncelikleri değil, onun  yerine kendi öncelikleri önemlidir.

Yani imajları yerlerdedir. Düzeltmesi de çok zor , hatta imkansızdır.Maske düşmüş, kel görünmüştür.

Onlardan sponsorluk kabul etmek , edeni de zor duruma düşürür…

Halk ta zaten bu garipliği hemen anlar ; sağ motifli kişilerin şirketinin , sol motifli gazeteye sponsor olması gibi…Ulusal havayolunun, tarikat sempozyumuna sponsor olması gibi yadırganır.

İmaj problemi olan şirketlerden  sponsorluk almak, onlara karşılığında reklam hizmeti vermek bir tür işbirliğidir.

Başka türlü anlatmaya çalışayım; Her salatalığım var diyene tuzlukla koşulmaz…Öncelikle hangi amaca hizmet ederim diye düşünmek lazımdır.

Bu durumda sponsor olan ile sponsorluğu kabul eden , adeta acemi aşıklar gibi birbirlerine yarar yerine ,

 

zarar verir.

Çevreye, insan sağlığına zararı olan bir şirketin imajı neden düzeltilmek istenir anlamadım ki…

İnsanın kafası karışıyor.

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

çevre-santral

9/5/2008 · Kategori: amasra

Termik Santral Üzerine

28.03.2008
Amasra’da kurulacak olan termik santral haberi hepimizi üzdü ve düşündürdü. Bartın için sayfiye işlevi gören ve ilimizin tüm Türkiye’de tanıtımını üstlenen Amasra için verilen bu karar oldukça endişe vericidir.
Amasra turizm konusunda gün geçtikçe popüler bir hale gelen ve ünlenen beldemizdir. Önümüzdeki on yıl içinde Karadeniz’in Bodrum, ya da Marmaris’i olacağı kesindir, bu hem Amasra için hemde Bartın için muazzam bir fırsattır. Yıllardan beri iş sahalarının kısıtlılığı ve azlığı yüzünden ilimizden büyük şehirlere bir göç yaşanmıştır fakat bölgemizde turizm gelişirse buun tersi bir durum söz konusu olabilecektir. Şimdi bu durum özel şirketin kurmayı planladığı termik santral ile gölgelenmektedir, buna bir dur denmelidir, bu santral asla açılmamalıdır.

Sizlere bu konu ile ilgili bir iki örnek vermek isterim;

Yatağan Termik Santrali

Muğla’nın Yatağan ilçesinde bir termik santral var duymuşsunuzdur, kurulduğu yıldan beri sürekli olarak bölge halkını mağdur etmiş bu santral büyük ölçüde çevre kirliliği yaratmakta olup oradaki halkı canından bezdirmiştir. Yatağan’da santral faaliyete geçtikten sonra kanser vakalarının artışa geçmesi ve solunum yolları hastalıklarının ikiye katlanması tesadüf değildir, sürekli olarak havaya zararlı toz (partikül) yayan bu santral bölge halkının sağlığını tehdit etmektedir. Yatağan’da sabahları uyandığınızda her tarafa ince bir kül tabakasının yayılmış olduğunu görürsünüz. Araçların üzerini şöyle parmağınızla sildiğiniz zaman toz tabakasının kalınlığı sizi şaşırtır, ayrıca santral tam kapasite çalıştığı zaman şehrin üzeri kara bulutlarla kaplanır. Bu tıpkı bir şehrin üstüne çökmüş kabus bulutları gibidir.
Yıllardır kapatılsın kapatılmasın tatrışmaları sürer durur Yatağan termik santrali için. Santral da zarar vermeyi sürdürür insana ve çevreye.

Afşin Elbistan Termik Santrali

Elbistan’da Yatağan’daki gibi bir santral var, bu santral de aynı diğer kardeşi gibi yıllardır bölge halkını bezdirmiştir. Özellikle tarım alanları bu santralden oldukça kötü etkilenmiştir, santralin sürekli olarak bölgeye yağdırdığı toz ve küller tarım alanlarını verimsiz hale getirmiş ve etkisi altındaki bölgede doğru dürüst ürün yetişmez hale getirmiştir. Yine aynı şekilde kanser ve solunum yolu hastalıklarının oldukça yükseldiğini söylememize gerek yok burası içinde. Bazı araştırmacılara göre santral bölgedeki yer altı sularını dahi kirletmektedir, yaydığı toz ve küller yüzeye inince ve yağmurla toprağa karşınca bu belli bir süre sonra yer altı sularına kadar iniyormuş. Şu kirliliğin boyutlarına bakın.

Termik santraller, çok geniş bir alana yayılmış onlarca tesisten ve üniteden oluşur, ama enerji üretmek için ihtiyaç duyulan, sadece birkaç ünitedir. Geriye kalan üniteler (ki bu ünitelerin toplamı, oransal olarak bütün santral yapılarının %90`ina karşılık gelir), santral atıklarını zararsız hale getirmek üzere inşa edilen, santralin asli işlevine göre ikincil sayılabilecek işlemlerin yapıldıgı tesislerdir. Fakat bütün bu çabalara rağmen, termik santrallerin neden olduğu çevre kirliliğinin önüne geçilemez.
Ayrıca Termik santraller ısıl kirlenmenin başkahramanlarıdır. Bildiğiniz gibi kömür veya ısı elde edecekleri yakıtlar yakıyor bunlar. Oluşan toplam ısının %40`ı enerji olarak kullanılıyor. Kalan %60`ın %20`i gaz olarak atmosfere %80`i ise soğutma sularıyla yüzeysel su kaynaklarına deşarj edilir. Ani ısı değişimlerinden dolayı deniz ortamında toplu canlı ölümlerine neden olabiliyor.
Tüm bunlara rağmen Amasra’ya bu termik santralin kurulmasını engellemek ve geleceğimizi karartmamak elimizden geleni yapmak tüm Bartınlıların boynunun borcudur. Memleketini seven ve geleceğini düşünen herkes bu projeye şiddetle karşı çıkmalı ve böyle bir santrali şehrimiz sınırları içinde istemediğimizi göstermeliyiz. Yoksa överek gösterdiğimiz ve yazın, hatta kışın keyfini çıkarttığımız, Karadeniz’in yeni turizm merkezi Amasra’mız solup gidecektir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »