İsminin hiç önemi yok,ben ona bu ismi taktım…
Beni her gördüğünde “Abi , sana açılımı yaz dedim, hala yazmadın…” diye sitem eder.
Kavruk, esmer yüzünün sebebi zemheri soğuğumu, yoksa Çukurova güneşimi, hala merak ederim, bu yağız delikanlının…
Bunlar Anadolu’nun ücralarından, ekmek parası için kente gelirler…Ömürleri işaret edilen kente itirazsız taşınmakla geçer…
Bazen onlar kenti yener; İbo gibi, Mahsun gibi, Yılmaz Güney gibi.
Bazen kente yenilirler, nice isimsiz tutunamayan gibi…
***
Kardeş, yine sitem edeceksin ama, Açılımı yazan yazdı.
Ulusalcısı, Kürt Siyasetçisi, 2. Cumhuriyetçisi, daha nicesi…
Bırak ben seni yazayım. Sıradan insanların öykülerinden başka hiçbir şey daha çarpıcı değildir.
Yazayım da kurtulayım dilinden, şu “ısmarlama “ yazıyı…
Çünkü, sen kentin her yerinde, beklemediğim anda karşıma çıkıyorsun…
Zira makus talihin nedeni ile ,
Hep kısa çöpü çekiyorsun…
Sık sık görev yerin değiştiriliyor.
İlahlar kurban istediğinde,
Sen seçiliyorsun…
****
İlk tanıştığımız gün, nasılda sevmiştik birbirimizi…
Nasılda tüm doğallığınla anlatmıştın uğradığın haksızlıkları…
Daha kolay bir iş ile mükafatlandırıldığın(!) halde,
Sindiremediğini anlamıştım, buruk gülümsemenden…
Senin kavruk yüzündeki doğal, mütevazi, Anadolu insanına has gülümsemeyi çok az kişide gördüm ben.
Hakkında, çok detay bilmiyorum ama,
Senin, çok steril olmayan bir ortamda, saten çarşaflara düşmediğin kesin…
Muhtemel, merkeze ırak bir köyde ve ihtimal ebe nezaretinde…
Belki değil, kesin; yaşadıklarının asıl sebebi de bu zaten…
****
Açılım, meselesine çok içerlediğini biliyorum.
Sana yapılanların neden niçin ini anladın.
Sineye çektin. Vatana yapılanı ise bir türlü sindiremiyorsun…
Bu açılım denen aymazlık, senin gibi yıkılmaz görünen, yağız oğlanı bile yıktı.
Senin gibiler zaten sadece, sol yanından harelenirse yıkılır.
Ben açılım yerine seni yazmayı tercih ettim.
Topu yine taca attım.
Yüzümüz yok , kusura bakma…Suçluyuz…