PROJELER VE ÇAPANOĞULLARI… AB hibe fonları denen şey ortaya çıktıktan sonra birçok kişi “projem geldi” deyip ortaya çıkmaya başladı. İçinde bulunduğumuz konjektürün ürettiği bu uyanıkların yegane amacı pastadan pay kapmak… Mevzuat gereği fonlara kişisel başvurunun olamayacağını bilen bu sözde “proceci” ler, koltuğunun altına aldıkları, bilimsellikten uzak, gizli amacı da ustaca gizlenememiş, kişisel kaygılarla yola çıkıldığı için hedef kitlesi olmayan, tarihsel ayağı olmadığı halde ayaklarını uydurdukları hayal mahsulü hikayelere dayandırdıkları, özgün olmayan (hatta çalıntı) fikirlerle(!) AB fonlarına müracaat yapabilme Hakkı olan Valiliklerin, Belediyelerin, Vakif ve Derneklerin yolunu tutmaktalar. Ağdalı anlatımları ve sosyal proje süsü bile, bu adına proje dedikleri bana göre art niyetli metinciklerin arasındaki bir sürü ikirciği gizlemeye yetmiyor. Bu proceciklerde ne milli ne mahalli fayda vardır. Ve de iddia ediyorum; bu tutarsız ve desteklenesi yanı olmayan fikirler özgün de değildir çok bilinen bir amaca hizmet etmeye yönelik olup daha önce denenmiş ve deşifre olmuş amaçların uzantılarıdır. Genelde, yapılma lüksü görülürse ve objektif yapılırsa, proje bitimindeki değerlendirilmede, harcanan para ile sağlanan faydanın arasında dağlar olduğu, atılan taşın ürkütülen kurbağaya değmediği görülecektir. Yani rasyonel ve akılcı projeler değildir bu projeler…Örneğin getirisi- götürüsü tartışmaya açık, Paflagonya projesi gibi ; zira bu projeye göre, Bartın’da İtalyan turistten adım atılamayacaktı…Bisiklet fabrikaları kurulacaktı…Proje ortağımız Muhteremler AB ‘ye girmemize yardımcı olacaklardı…Çok şükür, 2002 de imzalanan protokol 4 yıllık idi ve 2006 da bitti kurtulduk, bu projeden…Anı olarak elimizde proje tanıtım broşürü ve broşürle beraber dağıtıldığı iddia edilen enterasan bir haritanın orijinali kaldı.O dönem de “demir atlıları” alkışlayanlar şimdi alkışlar mı dersiniz ? Bu arada projelerin tümünü karalayıp, hem üretenlerin şevkini kırmak, hemde her üretilen proje de bir şeyler aranmalı demek istemiyorum. Ancak proje sunulan kurumların her projeye balıklama dalmamak, zaman ve kaynakları akılcı ve projedeki Hedef kitlenin (yaşlı, çocuk, hasta , yoksul, genç, her ne ise…) yararına kullanmak gibi bir sorumluluğu olmalıdır. Bir projenin etüdü nasıl yapılmalı derseniz; Bir kere proje konunun uzmanı, akademik nosyonu olan 3 kişilik hakem kurulundan geçebilmeli…Bir projenin bilimsel kabul edilebilmesi için arkasında mutlaka bir üniversitenin desteği olmalı… Projede ortak veya destekçi gibi gösterilen kişilerin mutlaka bunu belirtir mektupları yer almalıdır. Proje bütçesi incelendiğinde elde edilecek bulgular zaten projenin samimiyetine hemen ayna tutacaktır.Zira proje için gerekli maliyet kalemlerinin teklifler alınmadan, projede kullanılacak techizat-makine vs. için proforma faturalar konmadan yapılmış, şişirilmiş olması, gayri ciddi bütçelendirme , gayri ciddi proje demektir. Yerli malzeme için yerel para birimi ve KDV ‘li fiyatlar, yabancı malzeme için ise yabancı para birimi ve değeri üzerinden, %35 ithalat maliyeti giydirilmiş fiyatlandırma yapılmalıdır. Proje çerçevesinde ortaya çıkacak kitap, rapor, web sayfası, CD-Rom gibi yayınlar ve varsa diğer somut proje çıktıları akademik çevrenin faydasına sunulabilir, ancak bir projeyi belgesel film yapma önerisini ise ben hep, bir koyundan iki post çıkarma girişimi olarak görmüşümdür.Zira projeden nemalanmaya çalışanların bu kılıf ile ikinci bir meta yaratma gayretleri eski bir Kızılderili numarasıdır. Bu tarz projeler ilk etapta finansal kaynak bulsalar da , kısa sürede rasyonel fayda sağlamadıkları görülecek ve sürdürülebilirlikleri kalmayacaktır. Bu tarz projelerin içeriğinde olası risklerden hele hiç bahsedilmemektedir.Her şey toz pembe gösterilecektir şüphesiz… Yine bu tarz projeler yangından mal kaçırma yöntemini benimsediklerinden, internet ortamında da pek rastlanmayan projeler olup, geniş kitlelerce okunup , değerlendirilmesi pek arzulanmaz. Fikir hırsızlığının ortaya çıkmaması için bu bir yol olarak görülür. Her kim toplum yararına fikirler, projeler üretiyor, göz nurunu tüketiyorsa başımızın üstünde yeri var. Ama her kim “mış” gibi yapıyorsa pilav yerken dişi kırılsın…Niyetleri de niyet olarak kalsın, yoksa onları parmak ile göstermekten de çekinmem… Yine de, konu ile ilgili litaratüre hakim olmadan, ham fikir bile denemeyecek zırvalarla, hele çalıntı projelerle toplum karşısına geçebilme cüretini gösterenleri kutluyorum, ama toplumu salak yerine koydukları için kınama hakkımı mahfuz tutarak tabi ki…
projecik...
20/10/2009 · Kategori: BARTIN
0 yorum yazılmıştır
Son Yazılarım
- KAVRUK YÜZLÜ ANADOLU DELİKANLISI
- işte gazetecilik sorumluluğu
- yerleşke yeri..
- projecik...
- kemikler...?
- kozcağız
- bartın üzerine.
- bartın üniversitesi
- çam ağacı meselesi...
- Adına Proje Dedikleri...