YA EVDE YOKSAN
Aşkınla ne garip hallere düştüm.
Her şeyim tamam da bir sendin noksan,
Yağmur taş demeden yollara düştüm.
İçim ürperiyor ,ya evde yoksan .
Elbisem gündelik,pabucum delik,
Haberin olsa da sobayı yaksan.
Yağmur iliğime geçti üstelik,
İçim ürperiyor ,ya evde yoksan .
Sarhoşsan kapıyı çaldığım anda,
Fahişeler gibi açık saçıksan,
Bir de ufak rakı varsa masan da,
İçim ürperiyor ,ya evde yoksan .
Bakkala gitmeme lüzum kalmasa,
Durumu anlardın,takvime baksan,
Allah vere misafirin olmasa,
İçim ürperiyor ,ya evde yoksan .
Kıvırcık marulun vardır inşallah,
Bir salata yapsan,bol limon sıksan,
Senin de iştahın iyi maşallah,
İçim ürperiyor ,ya evde yoksan .
Sabahlara kadar içsek,sevişsek,
Ne ben işe gitsem,ne sen ayıksan,
Derin bir uykunu içine düşsek,
İçim ürperiyor ,ya evde yoksan .
Ne kadar üşüdüm,nasıl acıktım,
İlk önce sıcacık banyoya soksan,
Sanırsın şu anda denizden çıktım,
İçim ürperiyor ,ya evde yoksan .
Yanlış mı aklım da kaldı acaba?
Muhabbet sokağı numara doksan,
Boşa mı gidecek ,bu kadar çaba,
İçim ürperiyor ,ya evde yoksan .
Ya yolu kaybettim,ya ben kayboldum,
Ne olur bir yerden karşıma çıksan,
Tepeden tırnağa sırılsıklamım,
İçim ürperiyor ,ya evde yoksan .
CEMAL SAFİ
erkek ne ister...
12/1/2009 · Kategori: sevgi
KATİL'e...
8/1/2009 · Kategori: sevgi
EY, KATİL !...
Katliam başlayalı,
12 gün,
22 saat
34 dakika
Geçti…680 ÖLÜ…3085 YARALI….
***
Gece 23.30…
Gazzede hava 5 derece…
Yani buzdolabı gibi…
Elektrik yok…ekmek yok…su yok…
Uçak ve helikopter sesi tüm sesleri bastırıyor.
***
Aslında sözün bittiği yer…
Beş çocuğunu saldırılarda kaybeden baba soruyor;
“Ben ne El-fetih üyesiyim, nede Hamas…Sıradan bir Filistinliyim…Neden?”
***
Ey katil !...
“Sen , Musa’nın Çocuğu Olamazsın…”
çocuklarımız....
6/1/2009 · Kategori: sevgi
Ekim 2008’de yazmışız. Demişizki;”Bilgi edinme hakkı anayasal bir haktır, bu hakka tüm gerçek ve tüzel kişiler sahiptır. 4892 sayılı yasa ile çerçevesi çizilmiş bu hakka göre
Seve seve bilgi yada belgeyi vermeyenlerden paşa paşa alınır.”
Ayrıca istisnai durumları da belirtmiş, kimlerin hangi maddeler ardına sığınmaya çalıştığını da örneklerle anlatmışız.Son örnekte de haklı çıktık.Haklı çıkmak bizi sevindirmedi tabi, çünkü yaptığımız tespit toplumda şeffaflık ilkesinin işlemediğini bir kez daha ortaya koydu.Bilgiyi paylaşmıyoruz.
Kent Konseyi Çevre Meclisinin Temmuz 2008 de yaptığı bir başvuruya, 3 ay sonra “sen kimsin, yasal kimliğini belgele de gel” türünden cevap alması ve akabinde Çevre Meclisinin Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulundan ,Çevre Meclisini Haklı bulan kararının arasından tam 7 ay geçti.
Sonuçta ne oldu. başa döndük. Çevre sorunları açısından 7 ay çok önemli bir kayıptır.Tahribat, kirlenme, talan her neyse 7 ayda mesafe kat etmiş, “atı çalan Üsküdarı geçmiş” ve sorunların çözümü başlangıca göre daha zor hal almıştır.Bu açıdan da “geciken adalet” misali yine sevinemiyoruz.
Kurum ve kuruluşların isimlerini “yıpranmasınlar” diye vermiyoruz. Ama aklımızdan Bartın’ın 5-10- 25-50 yıl sonrasını düşünmek için illaki ilgili kurum amirlerinin Bartın’lı mı olması gerekir acaba geçmiyor değil hani…Vatanın her karış toprağı bir değil mi ?Her yörenin insanı sağlıklı, yaşanabilir bir çevreyi hak etmiyor mu ? Burda kurum amirlerinden bir istirhamım veya bir tavsiyem olacak: Vicdanının sesini dinle…Onu-bunu değil…
Bu Kanunun uygulanmasında, ihmali, kusuru veya kastı bulunan memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkındaki29. maddesi de dahil artık çifte standart gözetilmeden gerekli hassasiyet gösterilmelidir.
Şeffaflık gibi, bir çok ilke kağıt üzerinde kalmamalıdır.
Bu arada, Bilgi edinme hakkına hassasiyetle saygı gösteren İl Milli Eğitim Müdürlüğüne ‘de teşekkür etmek gerekir diye düşünüyorum.
***
Çocuk yuvalarını ziyaret etmek insanda bambaşka duyguları uyandırır. Kendiniz olarak o farklı dünyaya girersiniz. Bir başkası olarak çıkarsınız.Gördükleriniz, hissettikleriniz ve paylaşımlarınız sonucunda, Dünyaya bakışınızda, çocuklara bakışınızda hatta başkalarına (!) bakışınızda önemli değişiklikler olur.
Bu değişiklikler sıradan insanlarla, önemli insanlara da ayrıca hissettirilir, Şöyle ki;
1.Sıradan insanlar ziyaretlerinde çocukların uyku ve yemek saatlerinde içeri alınmazlar. Çocukların düzeni önceliklidir.Ama önemli insanların ziyaretlerinde , önemli insanların programının bozulmamasına özen gösterilir. Onların sürekli bir yerlere yetişme endişesi vardır zira.
2.Sıradan insanların çocuklara getirdikleri şeyler ihtiyaçları karşılamaya yöneliktir ve çoğu zaman görevliler tarafından “ Çocuklarda şartlanmışlık yada beklenti oluşturmasın” diye poşetleriniz görevliye teslim edilir. Doğrusu da budur, önemli olan paylaşım, esirgenmeyecek sevgi, baş okşama ve sarılmadır.Önemli insanların getirdiği şeylere(!) hediye denir. Ve sıradan insanların getirdiklerinden farklı olarak kımıl kımıl, janjanlı , kurdelalı kağıtlara sarılmışlardır.
3.Sıradanlar ile Önemliler arasındaki farklardan birisi de getirilen şey(!)lerin veriliş şeklidir.Sıradanların getirdiklerinin aksine Önemli adamların hediyeleri daha sonra verilmek üzere alıkonulmaz. Kamera ve foto muhabirlerinin konuşlanması beklenir, önemli kişi çocuklara sarılmasa bile hediyelerini kendi eliyle verir. İşlem tamamdır, minnet duygusu yaratılmış, kamuoyuna gerekli imaj da verilmiştir.Olay yeri süratle terk edilir.Sıradanların ise dönüş yolunda ayakları geri geri gider.
Bu arada hiç duygu sömürüsü yapmadan, çocuk yuvalarını sessiz sedasız, işi şova dönüştürmeden, düzenli ziyaret eden STK lılar, bazılarının başkanları, gönüllüler sizde benim için ÖNEMLİsiniz.Sizide taktirle izli-yorum.Kimliklerinizin açık edilmesinden hoşlanmıyorsunuz ama ben bir çoğunuzu çok iyi tanıyorum…
Burada “düzenli ziyaret” sihirli kelimedir.Çünki sevgi bağı kurulan çocuk sizi sürekli özleyecek ve bekleyecektir.Düzenli gitmeyecekseniz, denemeyiniz.
özür mü ?
20/12/2008 · Kategori: sevgi
www.ÖZÜRDİLİYORMUYUZ.com18.12.2008 Birisi çıksa, ` 1915`te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı büyük felâket`e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. •Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.` dese, sizde bu sözlerin yaratacağı flaş duygu ne olur? Müsaadenizle bu cümlenin kişide yarattığı ilk etkiyi ben aktarmaya çalışayım. Bir defa bu cümle CİNLİK düşünülerek kurgulanmış bir cümledir. Cümle içinde geçen büyük felaket sözcüğünden kastedilen ne olabilir? Herkeste farklı çağrışım uyandıran bu kelime; soykırım olarak anlamlandırılabilir. Tehcir de denilebilir bu felakete… Hatta zoraki göç de denebilir…”Zoraki göç” ile “zorunlu göç” arasında bile anlam açısından fark vardır. Birinde göç edenler bu göçü kendileri gerekli görmüşlerdir, diğerinde ise başkalarının tehdidi ile zorla göç ettirilmişlerdir. Sonra, kastedilen felaket tanımlanmamışken, neyin inkâr edildiği belli değilken, vicdanın neden, neyi kabul etmiyor diye sormazlar mı adama? Hem bu cümleyi hinlikle kuran beyine (veya beyinlere) “büyük felaket” dedikleri olayın vicdani değil, tarihsel bir olay olduğunu, o dönemin şartlarının bir gereği olduğu nasıl anlatılmalıdır acaba… Mağduriyetin karşılıklı olduğu, cümle içinde geçen Ermeni kardeşleri kadar Türk Kanının da aktığı nasıl anlatılmalıdır acaba? 1915’ lerde HINCAK ve TAŞNAK çeteleri marifeti ile yapılanın 70’li ve 80 ‘li yıllarda ASALA marifeti ile devam ettirildiğini zekice (!) özür metni yazanların bilmemesi mümkün müdür? Bu yapılan tek taraflı olsa adaletsizlikten belki bahsedilebilir. Özürcüler, siz hangi Adaletsizlikten bahsediyorsunuz? Madem bireysel anlamda özür diliyorsunuz, neden sitenizin adı “özürdiliyoruz.com” o zaman…Biliyorsunuz ki çok kişi size soracak:neden benim adıma özür diliyorsun diye…Çok uyanıksınız valla… Hem, yaşça kendinden büyük birine taş atıp kaçan çocuk mutlaka bir gün yakalanır, yakalandığında da temiz bir dayak yer, bunda garip bir durum yok ki… Yirminci yüzyılın başlarında olan bu vaka için şimdi neden özür dileme ihtiyacı hissediyoruz peki. Amaç başka, amaç, Türkiye Cumhuriyetini soykırımcı ilan etmek ve tarihe bir belge bırakmak… Siz Türk Aydını olamazsınız bu halinizle… Rahmetli Can Yücel sizin “özürdileriz.com”umunuzu görseydi eğer;”özürlü sensin, dilekte sana ……………..”derdi. Dünya arenasında henüz tartışma aşamasında olan bu konuda, zaten yalnız olan Türkiye’yi iyice haksızlaştırın, düşmanlarımızın ekmeklerine yağ sürün bakalım. Eğer, Ermeni tehciri sırasında dedesi atası dönemin ilkel şartları yüzünden yollarda telef olan Ermeni kardeşlerimize üzgün olduğunuzu belirtseniz bunu insani yönünüz olarak algılar, tebrik edebilirdik. Bize hep özür dilemenin erdem olduğu vurgulandı, böyle öğretildi ama bayram değil seyran değil. Ne oldu barışma adına adımlar mı atıldı, iyi niyet gösterildi, hatta biz Osmanlı arşivlerine sonuna kadar açmaya hazırken, Ermeni arşivleri mi açıldı sonuna kadarda özür diliyoruz. Yoksa ASALA‘nın katlettiği diplomatlarımızın ailelerinden özür dilendi de biz mi bilmiyoruz? Ey aydın geçinenler siz bırakın dedelerinizin bile, daha doğmadığı tarihlerde olan olaylardan nemalanma merakını da, yaşarken, tanıklık ettiğiniz fakat sessiz kaldığınız yüzlerce olayın hesabını sorun. Madem aydınız(!) diyorsunuz, yoğun karanlığa rağmen biz neden göremiyoruz ışığınızı… Cümle “Tarih boyunca Türklerin ve Ermenilerinin maruz kaldığı büyük felâket`e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. •bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma milletlerin duygu ve acılarını paylaşıyorum” şeklinde kurulsa idi kimin itirazı olabilirdi? Hiç kimsenin…. Buna imzamızı atarmıydık… Atardık… Bu ülkede mahkemede mahkum edilenlerin, vicdanda beraat ettiğini, vicdanda mahkum olanların mahkemede beraat ettiğini bilen uyanıkların oyununa gelmeyin. İçinde vicdan geçen her cümlenin de altına imza koymayın. Hoşça kalın. | |
sanat...kültür...sergi...
25/11/2008 · Kategori: sevgi
Bir söz vardır. “Bir kitap okudum hayatım değişti.” diye…
Bizde bir resim sergisi gezdik.
Belki dünyamız değişmedi, ama resim sanatına bakışımız, hatta ufkumuz değişti.Etkilendik…
Tabi bunda ressamın bıkmadan sorularımıza verdiği cevaplar ve bizi aydınlatma çabası etkili oldu.
Bahsettiğimiz sergi Öğretmenler günü etkinlikleri çerçevesinde, Resim Öğretmeni Ruşen Ünlü ve öğrencisi Hilal Yılmaz’ın ortak açtığı sergi …
Ruşen Hanımın resimleri, portre, manzara, natürmort, modern resim ve kubizmin örneklerinden oluşuyor.Resimlerini geniş yelpazeden seçmiş yani…Bu durum ve Ruşen hanımın anlatımı sergiyi sanat tarihi dersine dönüştürüveriyor da geçen zamanı hissetmiyorsunuz.
Sözü burada Ruşen Hanıma bırakmak lazım;
“Natürmort resimlerde, doğadan yani dalından kopartılmış nesnelerin resmedildiğini biliyor muydunuz ? Vazoda çiçek, elma , armut , nar vs. gibi.Zaten natüre(Doğa) ve mortalite(ölüm) kelimelerinden esinle Natürmort adı verilmiş bu resim tarzına…”
Portre örneğine gelince; Atatürk’ün bu kadar güzel ve etkileyici portresi az bulunur bence…
Portrede hocamızın tercihi siyaz-beyaz renkler oluyormuş.
Peki, geometrik şekillerin kullanılarak yapılan resim akımına kübizm dendiğini biliyor muydunuz ? Küp…küre..üçgen..dikdörtgen gibi…Ancak bu geometrik şekillerin içinde ifadeler, imgeler, suratlar hatta manzaralar gizli…dikkat ederseniz resim zenginleşiyor.
Manzara resimleri içinde ise “özgürlük” isimli tablo bizi en etkileyen oldu.Hissettiğimiz üzerede bu tablo hocamız içinde özel bir yeri olan bir tablo galiba…Ne resmedilmiş derseniz, güvercin, dikenli teller ve gece karanlığı…derinlik yada perspektif vermek içinde çimenlik kullanılmış.
Modern resim örneklerinde ise duygular serbestçe ve renklerin gücünden istifade ile veriliyormuş, fakat enteresandır “oda dekoruna uygun olması şartı” aranan siparişler alıyormuş dostlarından… Bu da kitaplığının ölçüsüne göre kitap arayan arkadaşları hatırlattı.
Evet her resme bir isim vermiş hocamız…Eleştirmiş olmak için söyledik; “ altına tablonun ismini yazmamışsınız..” diye. Başka kusur bulamadık ne yapalım…
Gelelim öğrencisi Hilal Yılmazın resimlerine…
Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencisi Hilal, karakalem ve reprodüksiyon çalışmış. Kara kalem çalışmalarda tarama , fonlama, ışık , desen nedir öğrendik. Fakat Van Gogh’un reprodüksiyonunu tanımayınca sanat fakiri olduğumuz ortaya çıktı. Neyse o kadar kusur bizi yönetenlerde de var.
Hilal’in Hocası ile uyumu ve ona saygısı hemen dikkat çekiyor.Sergiye babası da geldi, yüzündeki gururu görmeliydiniz…Kız babası olamadığım için hep de kıskanmışımdır kız babalarını…Bu da ayrı yazı konusu…
Ruşen Hocam la daha önce bir başka projede bir araya gelmiş ama projeyi hayata geçirmeyi başaramamıştık. Şöyle ki, Ruşen Ünlü Hocam aslında çok iyi bir duvar ressamıdır. Kendisinin birçok okul, fabrika ve reakrasyon alanlarının duvarlarında şehrimizi süsleyen resimleri vardır. En bilineni Gazhanedeki Paflagonya Projesini sembolize eden resmidir. Bizim projemiz ise Bartın’daki bomboş olan bazı duvarları Kurtuluş Savaşının aşamalarını anlatan resimlerle donatmak idi. Esinlendiğimiz yer ise Anıtkabir idi.
Kim bilir belki birgün bir boya üreticisi boyasını karşılar, bir başka sosyal sorumluluk sahibi firmada sponsor olur Başta , binlerce yerli ve yabancı turistin geçtiği, Amasra yolu üzerindeki Hastane duvarı olmak üzere kentimizin duvarları yolu ile insanlara “VAROLUŞ” mücadelimiz resim ile anlatılır, Böylece Vatanımıza ve Cumhuriyete neden daha çok sarılmamız gerektiği anlaşılır.
Peki, Bu yazının özelliğini biliyor musunuz?
Bir düşünün bakalım? Bunu ben yazmak istemiyorum…
***
Bu arada bir çok resmi kurum ve kuruluş 2009 bütçesini hazırlıyor, çalışmalar devam ediyor. Çoğu da bu günlerde neticelenecek…
Ben ilimizdeki hayvan severlere, aşılama, kısırlaştırma vb. konularda, yaşamı paylaştığımız canlılardan olan hayvan dostlarımız için verdiğiniz sözleri unutmayalım, lütfen gerekli ödeneği bütçemize koyalım diyorum.
Gerekirse 1 YTL. Koyalım, ama mutlaka koyalım. İleride kullanmadığınız kalemlerden ödenek kaydırması yaparsınız…Önemli olan böyle bir kalemin olması…
Lütfen dedik…
şehit yakınları ve gaziler
30/10/2008 · Kategori: sevgi
Cumhuriyet Bayramını kutluyoruz. Kürsülerde Cumhuriyetin faziletlerinden dem vuruyoruz. Ama lakin, Cumhuriyetin nimetlerini borçlu olduğumuz şehitlerimizin aileleri ile Gazilerimizi ne kadar düşünüyoruz.
Onların sıkıntılarını ne kadar duyumsuyoruz, dertlerinin acılarını, uğradıkları haksızlıkların ne kadarını biliyoruz? Ne kadar acılarını paylaşıyoruz? Neden onları kategorilere ayırıyoruz?
Örneğin, Gazi aylıkları iki kategoride ödenmektedir. Şöyle ki, Çalışan Gazilere 300 YTL maaş verilirken hiç bir sosyal güvencesi olmayan gazilerimize 485 YTL maaş verilmektedir. Her iki kategoride de gazilerimize büyük haksızlık yapılmakta ve açlık sınırında yaşamaya mahkûm edilmektedirler.
Atatürk"ün emaneti olan vatanımızı canları pahasına da olsa savunan, bu uğurda kanını akıtmış, sakat kalmış olan gazilerimiz unutulmamalıdır ki bu ülkenin gerçek sahipleridir ve ülkenin nimetlerini en fazla hak eden onlardır, çünkü onlar bunun için senin ve benim yaptığımızdan daha fazlasını yapmışlar; canından ve kanından “FERAGAT” etmişler. Aldıkları CESARET ve FERAGAT madalyasındaki FERAGAT kelimesinin anlamını daha önce hiç düşünmüş müydünüz? Evet; bu canından vatan için vazgeçmek anlamındadır.
Biz madalya vermede bile anlamsız kriterler uyguluyoruz. Kimine “malül gazi” derken, kimine “muharip gazi” diyoruz.Sanki muharipler savaşta verilen her görevi yapmaktan ve gerektiğinde canını vermekten imtina etmişler gibi…
Gazilerimiz arasında yaptığımız ayrım bununla da bitmiyor; Kore gazilerimize ve Kıbrıs gazilerimize gösterilen ilgi yıllara sâri olarak azalıyor. Gazi dendiğinde son günlerde sadece G.Doğu gazileri akla gelir oldu. Önemli günlerde, yapılan ziyaretlerde görevlendirmeden imtina ediliyor. Hâlbuki onların kapılarını bir çiçekle çalsak minnet borcumuzu ödesek ömürleri uzayacak, canlarına can katılacak.
Vatanın bölünmez bütünlüğü ve onuru için gazilik unvanını almış, evlatlarını vatana seve seve feda etmiş, bu onurlu insanlara ve ailelerine onurluca yaşayacağı maaş düzenlemesi bir an önce yapılmalıdır. Bunu yapması gerekenlerin ballı maaşlarına rağmen, Gazi maaşlarına da göz diktiklerini duyuyoruz ve inanamıyoruz.
Kameralar ve basın önünde vaatlerde bulunanların, daha sonra bunları unuttuklarını görüyoruz. Şehit aileleri ve Gazilerimizin aslında istemedikleri şeylerin vaat edilip sonradan yapılmaması onların gururları ile oynamaktır. Değer mi ? İmaj için, oy için…Bu şehitler üzerinden siyaset yapmanın daniskasıdır.
ASIL Şehit yakınlarının ve Gazilerimizin en hazmedemedikleri, Törenlerdeki çelenk koyma protokolündeki sıralamadır. Birleşip haklarını aradıkları, benzer acıları yaşadıkları insanlarla acılarını paylaştıkları dernekleri protokol sıralamasında çoğu zaman en sona konulmaktadır.Öyle ki, terör örgütünün sözde liderine sayın diyen, terör örgütü ile organik bağı herkesçe bilinen bir siyasi oluşum, Parlamentoda grubu bulunanlar kontenjanından protokol listesinde en üst sıralarda yer bulurken, Şehit Aileleri ve Gaziler Derneklerine önem sıralamasında (!) en son sıralarda yer bulmaktadır.
Acıdır.Analarının ak sütü gibi helal ettikleri tazminatlarını bile nazlanarak, bazen de onları mahkeme koridorlarına düşürerek veriyoruz.Şehit yakınlarını ve Gazileri açlık sınırının altında yaşamaya mahkum ediyoruz.
Cumhuriyet Bayramını gerçekten hak edenler, Cumhuriyete ve Vatana en çok sahip çıkanlardır.
Şehit yakınlarının ve Gazilerimizin Cumhuriyet Bayramı Kutlu olsun.
Sadece uğruna kan dökülen topraklara vatan denir, unutmayalım.
Onlar “Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır” diyenlerdir.
Murat İZLER
YARATICI ZEKA
23/10/2008 · Kategori: sevgi
Güne hem güldüren , hem düşündüren bir maille başladım.
Şöyle ki;
“PEKİN OLİMPİYATLARI BAŞLADI VE BİTTi
DÜNYA ÇOCUKLARININ İLGİSİNİ ÇEKEBİLMEK İÇİN OLİMPİYATLARIN 5 TANE SEMBOLU VARDI.
Beibei.
Jingjing.
Huanhuan.
Yingying.
Nini.
Sevimli çizgi kahramanlar…
Dünya çocuklarının ilgisini çekebilmek için üretildiler.
Biri balık, biri panda, biri antilop,biri kırlangıç, biri de alev…
Hem 5 kıtayı sembolize ediyorlar, hem olimpiyat ateşini,
hem Çin’in en meşhur 4 hayvanını, hem de doğa sevgisi,
oyun, dostluk, neşe, iyimserlik gibi kavramları.
Çocuklar kolay ezberlesin,
akılda kalsın diye,
aynı hecenin iki kez tekrar edilmesinden oluşuyor isimleri…
Bu isimlerin hecelerini tek tek, yan yana dizdiğinde şu cümle çıkıyor:
“Bei Jing Huan Ying Ni
Yani?
“Pekin’e hoşgeldiniz…”
Çok hoş değil mi?
Bilimde, teknolojide, eğitimde, sanatta,
sporda, kalkınmada dünyaya tur bindiren
Çin’in, çocuklarına sunduğu toplam sembol işte bu:
“Yaratıcı zeká.”
Bush Pekin’deydi. Putin oradaydı. Aliyev’de oradaydı.
Bizim büyüğümüz Bitlis’teydi.
Geçti kara tahtanın önüne.
Aldı tebeşiri,
Çocuklarımızın geleceği için…
Milli eğitimin sembollerini yazdı:
- Oku.
- Düşün.
- Uygula.
- Neticelendir.
Baş harflerini yan yana diziyorsun:
ODUN….! Çıkıyor”
(mail için Nesli’ye teşekkür ederim.)
Bayram yazısı....
28/9/2008 · Kategori: sevgi
![]()
Bayramlar,bayramlar...Yine bir bayrama erişmek üzereyiz,Ramazan Bayramı'na ya da çocukların tabiri ile Şeker Bayramı'na.Neden Şeker Bayramı denirdi hatırlarmısınız?
Bayramlar insanları birbirine yaklaştıran,küslüklerin unutulup küçüklerin büyüklerini ziyaret ettiği,büyüklerinde küçüklere şevkat gösterdiği müstesna günlerdir.Özelikle de çocuklar için.
Günümüzde bayram ziyaretleri neredeyse ortadan kalkmakta.Halbuki çocuklarımız için büyüklerini tanımak,onlara olan sevgi ve saygılarını göstermek için bulunmaz anlardır.Elbette bunun sonucu olarak da ailesine ve çevresine saygılı,sevgili,hayırlı bir insan olabilme fırsatıdır.Bu şekilde yapılan ziyaretlerle sevgi ve saygıyı öğrenecektir.
Çoğu zaman bu bayram ziyaretleri çocuklar için gereksiz,vakit kaybı olarak görünür.Bu yüzden ziyarete gelen çocukları heveslendirmek için bayram hediyesi gibi bayram harçlığı ve şeker verilirdi.İşte Şeker bayramı adı da buradan geliyor.Tabii çocuklar bunları gördükçe sadece kendi akrabalarını ziyaret etmekle kalmıyor,yakın çevredeki komşularını da ziyaret ederek sevgi ve saygıyı da öğreniyorlardı.
Şimdilerde bunlar ortadan kalkıyor yavaş yavaş.Özelliklede büyük metropol şehirlerde neredeyse kalmadı.Bayram tatili denilince hemen akla ya deniz ya da göl kenarında bir otel geliyor artık.Ama şunu unutuyoruz,bizleri bekleyen,yolumuzu gözleyen ve dualarımızı bekleyen anamız,babamız,eşimiz,dostumuz yok mu?
Haydi,bu bayram eşimizi,dostumuzu hatırlayalım,mezar ziyaretlerinde bulunup dualarımızı eksik etmeyelim.
Herkese iyi bayramlar......
( Bayram yazımızı bu kez başarıları ile gurur duyduğum, saygısı ile örnek insan, akrabam Erdem'in bloğundan arakladım....Çok kolay oldu...)
giden komşunun ardından..
6/8/2008 · Kategori: sevgi
MELAHAT TEYZE…
Merak ediyorum hala…
Hangi eğitim sistemi, hangi gelenek –görenek, hangi öğreti ye borçlusunuz bu hanımefendiliğinizi…
Nasıl bir disiplinden geçtiniz, kimi örnek aldınız ?
80 yıla yaydığınız, bu naif , nazik , insancıl , sevgi dolu, güvenilir ve paylaşımcı kişilik nasıl oluştu ?
Hiç mi etkilemedi sizi bunca yıl , çevremizdeki hainlikler, cinlikler , dedikodu ile bezeli , çirkinliklerle dolu , hasetlik zengini , riyakar insanların gündelik yaşam dediği şey…
Bu kadar iyi bir eş, anne, dost ve komşu olma , bu kadar çok sevilme başarınızın sırrı ne idi ?
Keşke şimdi sorabilseydim bunları size…Kaç gündür zihnimi meşgul eden sorulara yanıt bizde bıraktığınız tad da ve anılarda gizli…Şimdi anlıyorum bunu…
Babamı hasta yatağından ayağa kaldıran sizin içine sevgi kattığınız, kar kış demeden , soğukta titreyerek getirdiğiniz çorbalar oldu demek ki…
Demek ki aslında angarya olarak gördüğümüz bayram ziyaretlerinin, söz konusu siz olunca zevke dönüşmesi boşuna değilmiş…44 yaşındaki konuğunuza da , 4 yaşındaki konuğunuza da aynı ihtimam ve muhabbet ile ve aynı misafirperverlikle davranmanız çok etkilemiş bizi…
İçinizdeki sevgiyi eşinize, çocuklarınıza, komşularınıza , bahçedeki köpeğinize ve gül fidanına nasıl da eşit dağıttınız ki, herkes sizden razı…
Gelininizin gözyaşlarına baktığımızda anlıyoruz ki kayınvalidelik değil, annelik yapmışsınız. Demek ki annemizi kaybetmiş gibi gözyaşı dökmemiz boşuna değil…
Unutmadan; köpeğiniz şaşkın şaşkın bakıyor, olan biteni anlamış gibi…
Gül fidanını da merak etmeyin , Kaptan Amca karar almış, hep yaşatılacak.
Ancak balkondaki sandalyenizi boş görmeye nasıl alışacağız şimdilik onu bilemiyoruz.
Çünkü gidişinizi hiç beklemiyorduk. Bırakacağınız boşluğun da bu kadar büyük olacağını hiç düşünmemiştik.
Yaşam denen şey, hep bir sınav yada belli rollerin oynandığı sahne olarak tanımlanır. Sınavsa eğer ancak bu kadar başarılı olunur, sahne ise zaten melek rolü dışında hiç bir rol size yakışmazdı. Siz tüm güzel hasletleri temsil eden , adeta model olma misyonu ile yeryüzüne gelmiş bir melek idiniz.
Zira, kucağında yeni doğmuş bebeği ile Şubat soğuğunda hastaneden evine gelen loğusa anneyi gece yarısına kadar camda bekleyip 10 dakika geçmeden tepsi ile yemek getirmek ancak bir meleğin yapacağı iştir.
Yaşı ne olursa olsun , “Nasılsın teyze ?” diyen herkese istisnasız “Siz nasılsınız ?” deme inceliğini gösterip , insana değerli olduğunu hissettirmek de, sadece size yakışan bir nüans farklılığı idi.
Sizi uğurlamaya yetişemedim.
Hakkınızı helal ediniz.
Bize çok hakkınız geçti, sizden çok şey öğrendik.
Biz de yaptık, oldu...
26/6/2008 · Kategori: sevgi
Maalesef güzel bir oyundan sonra Almanya’ya yenildik.
Olsun bir gün herkes nasıl olsa yenilgiyi tadacak.
Bu efkarı nasıl dağıtayım diye düşünürken , içimden bir ses
- Lahika yaz evladım…Avunursun !..
dedi.
Aslında tam olarak “ Lahika uydur , evladım “ dedi.
Fakat, klavyenin başına oturur , oturmaz içime “acaba yazacağım lahika ciddiye alınır mı ?” endişesi düştü.
Çünkü daha önce yazılanların foyası çabuk ortaya çıkmıştı.
Ulusal basında tam sayfa tartışılmıştı da inandırıcı bulunmamıştı.
Olsun, amaç “Yenilgiyi unutmak” (!) değil mi nasıl olsa…
“Herkes nasıl yapıyorsa sende yaparsın” diye Terim vari bir motivasyon yaptım kendime.. .
Şimdi sıra Lahika’ya isim bulmaya geldi.Lahika 1 desek, olmaz, hem bu bir takım medya tarafından yapıldı ve tutmadı. Lahika 2 desem, adama sormazlarmı , senin 1. Lahikan nerde diye…
Hem geleneğe göre baktım ki, Lahikalar yazıldığı yerin adı ile anılıyor. (Bununda bir istisnası var; Amerika Lahikası yerine Gurbet Lahikası gibi…)
*****
Bence,Bartın Lahikası uyar.
Bazı gazetelerin iddiası var. Bizim günlük neşriyatlarımız Lahika görevi görür diyorlar.
Benim öyle bir iddiam yok.
Benim yazılarım lahika işlevi görmez, her ne kadar da hizmete (!) yönelik metot ve yöntemlerden bahsetse de…
*****
Lahikanın sözlük anlamı Ek demekmiş.
Biz Baş sayfada bile yer bulamıyoruz ki, ek olarak verilelim… İç sayfa güzeliyiz biz…Ancak 4. veya 5. sayfa uygun görülüyor bize… Olsun varsın…Lahika dediğin her şart ve könjektürde değerinden bir şey kaybetmez..
****
Aslında lahika kelimesi Arapça kökenli olup, ekin eki demektir. Güzel Türçe’miz varken neden Arapça kullanalım değilmi ? Hem TSK da kendi içinde Türkçe kelime kullanalım kampanyası başlatmadımı bu günlerde..
Ama olmaz içimizde bu kadar ithal ideoloji ve ithal kültüre meraklı ,İrlanda’lı varken Lahikadan başkası reating almaz…
Olmuyor olmuyor…
Üyduramıyoruz.
Halbuki başka gazeteciler tarihi, sayıyı bile ne kolay uyduruyor.
Tarih ve sayıyı uydurmak ta yetmez, birde gizlilik derecesi koymak lazım.
Benim Lahikam ULTRA KOZMİK GİZLİ…
Ama yerel gazetelerde okursanız şaşırmayın…
****
En iyisi biz efkarımızı Türk usulü dağıtalım, ama kurşunsuz olsun…
« Önceki ::
Son Yazılarım
- KAVRUK YÜZLÜ ANADOLU DELİKANLISI
- işte gazetecilik sorumluluğu
- yerleşke yeri..
- projecik...
- kemikler...?
- kozcağız
- bartın üzerine.
- bartın üniversitesi
- çam ağacı meselesi...
- Adına Proje Dedikleri...







