KÖTÜNÜN KÖTÜSÜ KARAR…(1)
Aylardır Bartın Üniversitesinin yeri konusunun karara bağlanması ve bir an önce üniversitenin fiziki yapılanmasının startının verilmesi bekleniyordu.Bu zaman zarfında bizde naçizane katkılarımızı sunmak üzere, konu hakkında öneriler topladık ve zaman zaman bu köşemizden kamuoyu ile paylaştık.
Önerilerimizde yer adı zikretmemeye, kimsenin değirmenine su taşımamak adına özen gösterdik.Önerilerin denenmiş olmasını, Bartın’a uygulanabilirliğini, sosyolojik gerçeklere dayanması ve bilimsellik taşımasını yeter gördük.
Bu aşamada bazı yetkililer bizleri gerek telefonla arayarak, gerekse makamlarına davet ederek; önerilerimizin çok yerinde olduğunu, hatta “tümüne katıldıklarını” söylediler.O dönemde yetkililerin paylaştıkları başlıca sıkıntı, uygun yerlerin “orman alanı” yada “yüz ölçüm olarak küçük” olduğu idi.Yetkililerin bu sorunların nasıl aşılacaklarını bildiklerini düşünerek, hiçbir zaman tereciye tere satmadık.
Halbuki “Orman sınırları içinde” diyerek değerlendirmeye dahi alınmayan yerlerin çoğu gördüğümüz kadarı ile, fennen ve bilimsel olarak orman vasfını taşımayan, hiçbir zaman orman ürünü (emvali) elde edilmemiş ve düzenli olarak edilmeyecek, fundalık ve makilik, hatta yoz, çorak araziler idi.
Teşekkül ettirilecek “Maki Tespit Komisyonu” ile bu gerçek rapor altına alınabilir, rahatlıkla uygun görülen yerler orman sınırları içinden çıkartılabilirdi. (Zira, bu tarz uygulamalar bölgedeki bazı özel şirketlerin talepleri üzerine 20 günden daha az bir sürede rahatlıkla yapılabiliyor.Binlerce metrekare Ormanlık alan yol açma vs. gibi nedenlerle süratle vasıf değiştirebiliyor.)
Bu ne avantaj sağlardı derseniz ; her şeyden önce şimdi karşı karşıya kaldığımız kamulaştırma masrafları ile karşılaşılmaz idi. Zaten mahdut olan bütçe rasyonel kullanılmış olurdu.
Ülkemizdeki kamulaştırma işlemlerinin %40’ının mahkemeye, %3 kadarının da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşındığını, bu mahkemelerin ortalama 5-6 yıl sürdüğünü, Avrupa insan Hakları Mahkemesi’nin Cezai Kararları nedeniyle kamulaştırmaya ayrılan ödeneğin yaklaşık 3 misli kadar ceza ödendiğini, en önemlisi de ülkemizin İnsan Hakları Karnesinin kötüleştiğini, çok daha büyük bütçeli olan baraj-otoyol gibi projelerin bile kamulaştırma engelini yıllarca aşamadıklarını düşünürsek alınan kararın pişmanlık yaratacağını şimdiden tahmin etmek zor değildir.Halbuki ilgililer “3 yıl tekamül etmiş bir üniversiteyi meydana getirmek bizim için yeterli” demişler idi.
Ayrıca önerdiğimiz yöntem tercih edilseydi, depreme dayanıklılık katsayısı açısından daha uygun bir yer seçimi mümkün olurdu.Konunun uzmanları, Dere yatağı, alüvyon toprak, yerel dilde mehle olduğu söylenen şimdiki yerde binaların Depreme dayanıklılığının anca fore kazık temel yöntemi ile sağlanabileceğini, bunun da maliyeti artırıcı bir unsur olduğunu iddia etmektedir.Halbuki ilgililer “az para ile , ne kadar çok iş yapılabileceğinin hesabını” yaptıklarını söylemişlerdi.
Yer seçimi konusuna, sonraki yazılarımızda mera, çayır ve tarım arazisinin kaybı, öğrencilerin sosyal yaşamı, üniversitenin kent ve halk ile bütünleşmesi, köylümüzün mağduriyeti, ulaşım sorunları vb. açılardan da yaklaştığımızda göreceksiniz ki, maalesef hatalı karar verilmiştir.
(devam edecek)